İlyada; ε – Epsilon, 5.Kitap
Ben, Diomedes, Tydeus’un oğlu. Babam, ülkesi Aitolia’da adam öldürünce Argos Kralı Adrastos’un yanına sığınır. Kral onu arındırır ve kızıyla evlendirir. Ülkesinde, taşkın canlı, diye bilinen babam, Thebai’ye karşı Yediler Savaşı’na katılır. Büyük kahramanlıklar gösterir. Thebai düşer. Kendisi de karnından ağır yaralanır. Tanrıça Athene can çekişen babama ölümsüzlük verecekken Amphiaraos’un kindarlığı yüzünden vazgeçer ve babam da ölür. İşte böyle cesur, kahraman bir adamın oğluyum ben. Ona layık bir evlat olduğumu Troya savaşında göstermeliyim herkese.
Akalarla Troyalılar kıyasıya savaşıyorlar. Menelaos yaralandı. Agamemnon ordunun başında. Aiaslar, Odysseus, Meriones erlerin önündeler. Hepsini Agamemnon savaşmaları için kışkırttı. Beni de babam gibi cesur olmamakla, korkaklıkla suçladı. Karşı gelmedim, kızmadım ona, ne de olsa Aka Kralı ve orduların başıydı. Onu ancak erlik alanında babamdan hiç de aşağı olmadığımı göstererek utandırabilirim. Pallas Athene da benim yanımda bunu yürekten hissediyorum. Bana babamın güç ve cesaretini verdi. Troyalılar benden korkun! Tunç kargımla hepinizi öldüreceğim!
İşte karşımda Hephaistos’un duacısı Dares’in iki oğlu. Phegeus’la İdaios. Phegeus’u tunç kargımla öldürdüm. Diğerini Hephaistos korumasaydı onu da öldürecektim. Biraz ilerde Agamemnon ve yarası iyileşen Menelaos da savaşıyorlar yiğitçe ama Troyalılar da boş durmuyorlar ki onlar da bizim erlerimizi öldürüyorlar. İleri daha ileri atılmalıyım. Korkmak yok! Babam gibi cesur olmalıyım. Ben Tydeus’un oğluyum. Tam bunları düşünürken ben bir kargı saplandı sağ omzuma.” Pallas Athene! Ne olur bana yardım et de savaş alanına döneyim. Beni vurandan da öcümü alayım.”
Zeus’un kızı Sthenelos kargıyı çıkardı. Athene da sesimi duydu. Bana yeniden güç verdi. Yaralı bir aslan gibi kükreyerek savaş alanına geri döndüm. Önüme kim çıkarsa öldürmek istiyordum. Beş, altı kişiyi öldürdüm. Acımak yok! Sonra Priamos’un iki oğlu çıktı karşıma. Onları da hiç düşünmeden öldürdüm. O arabaya koşulu güçlü Troy atlarıyla Pandaros’la Aineas üstüme doğru geliyorlar. Pandaros’u daha önce yaralamıştım oysa. Demek ki bir Tanrı yardım etmiş, yarasını iyileştirmiş. Aineas’la güç birliği yapmışlar. Kaçsam mı? Ama olmaz. Pallas Athene’ya korkusuzca savaşacağıma söz verdim. Ben böyle düşünürken Pandaros kargısını fırlattı. Kargı zırhıma geldi ama zırhı delemedi. Pandaros’un sevinci söndü gitti. Sıra bendeydi. Kargımı fırlattım ve onu Hades’e gönderdim. Aineas onu korumak istedi. Kocaman bir taş fırlatıp onu kalçasından yaraladım. Anası Afrodit onu kurtarmaya geldi. Birden Tanrıça Athene’nın söylediği sözleri anımsadım. Tanrılarla savaşmamamı fakat Afrodit savaşa gelirse sivri uçlu kargımla onu vurabileceğimi söylemişti. İşte fırsat ayağıma geldi. Üstelik güçsüz bir Tanrıça o. Rüzgâr gibi koşarak peşlerine düştüm, kargımı savurdum, Afrodit’i elinin ayasından vurdum. Oğlu Aineas’ı elinden düşürdü. Fakat o ne! Çevrelerini koyu bir bulut sardı. Apollon yardımlarına gelmiş olmalı. Ben de Afrodit’e bağırdım. “Çekil git buradan!” dedim. Gitti. Sanırım İris götürdü onu. Doğru Olympos’a babası Zeus’un yanına gitmiştir. Böyle düşünürken Aineas’ı Apollon’un koruduğunu sezdim. Artık tanrılar falan umurumda değil. Korkmuyorum onlardan. Hazır bulutlar da kalkmışken yaralı Aineas’ı öldürüp soyayım silahlarından. Üç kez saldırdım olmadı, dördüncüde artık onu öldüremeyeceğimi Apollon’la boy ölçüşmemem gerektiğini anladım, korktum, geri çekildim. Athene haklıydı. Duyduğuma göre Apollon Aineas’ı oradan almış, tapınaklı Kutsal Kaleye götürmüş, yaralarını iyileştirmiş, onu yeni baştan yaratmış. Aineas da savaş alanından gidince Troyalılar iyice güçten düştüler, gerilediler. Ama ne görüyorum, Akamas ve Sarpedon kışkırtıyor onları. Hektor uyandırdı savaşı yine. Dört dönüyor savaş alanında. Ares de onlardan yana şimdi sanırım yoksa bu cesareti bulamazlardı onca kayıptan sonra. Karşı koymam gerek ama nasıl?
Tam zamanında iki Aias ve Odysseus yanıma geldiler. Biz de Danaoları kışkırttık cesur olmaları için. Kıyasıya bir savaş başladı yeniden. Ordumuzun başında Agamemnon da korkusuzca savaşıyor. Hem onlardan hem bizden pek çok er öldü. Savaş alanı kan gölüne döndü. Toz duman, yığınla ölü. Oynak tolgalı Hektor Danaolara korku, yılgı saldı. Yanıp tutuşuyor öldürmek için bir sürü insanı. Ne kaçabildik gemilere ne de savaşabildik. Belli ki Ares onlardan yana. Biraz geri çekilip pustuk. Yoksa Menelaos, İlyon’nu yakıp yıkmadan, karısı Helena’yı ve çeyizini almadan utanç içinde geri mi döneceğiz? Ah, Tanrıçam yardım et bize, duy sesimi! Buraya sıkıştık kaldık. Birden Akhilleus geldi gözümün önüne babam taşkın canlı Tydeus geldi. Onlar gibi cesur, güçlü olmalıyım. Ya kahraman olarak anılacaksın ya da utanç içinde öleceksin.
O zaman haydi durma atla arabana diyerek atladım savaş arabama. Athene da benim yanımda artık. Hızla giderken kahraman kılığına girmiş Ares çıktı karşıma. Arabası ile bana doğru gelirken yaklaşınca kargısını fırlattı üstüme ama gök gözlü Athene kargıyı eliyle yakalayıp oradan uzağa itti. Ben de bir nara atıp kargımı Athene’nın da yardımı ile fırlattım. Ares’i göbeğinin altından vurdum. Ares acı içinde bağırdı, öyle bir haykırıştı ki Troyalılar da Akalar da onun sesinden titrediler. Bir sıcak günde nasıl azgın bir rüzgâr kopar da kapkara bir bulut yükselirse havalara, tunç Ares engin göğe, bulutlara çıkarken öyle göründü bana. Doğru gitti Tanrılar Evi sarp Olympos’a.
Babası Zeus’a yalvarmış, Tanrıça kızlardan şikâyet etmiştir. Bulutları devşiren Zeus da ona kızmıştır mutlaka. Hiç sevmez Ares’i bilirim. Hep hır gür, savaş çıkarttığını söylemiştir. Bu özelliğinin de anan söz dinlemez Here’den geliyor, demiştir. Ama yine de oğlu olduğu gerçeğini düşünerek yarasının iyileştirilmesini buyurmuştur. Afrodit, Ares, Here, Athene hepsi Olympos’a dönmüşler. Duyduğuma göre artık son vermişler insanların baş belası Ares’in insanları öldürmesine. Tanrılar ölümlülerin savaşına katılmayacaklarmış.
