İlyada; ζ – zeta 6. Kitap
Ben Andromakhe, Troya’nın koruyucusu ulu can Priamos’un en değerli oğlu Hektor’un karısı.
Ben de bir kral kızıydım. Ulu babam, zengin Thebai şehrinin kralı olan Eetion’dur. Bereketli topraklarımızda yedi erkek kardeşin tek kız kardeşiydim; krallığımızın da biricik prensesi idim.
Korkunç Akhilleus; kana, kıyıma doymayan Akhilleus. Güzel ülkem Mysia’ma saldırdı. Babamı ve yedi erkek kardeşimi öldürdü, taş taş üstünde bırakmadı. Annemi esir aldı. O da bir kraliçeydi. Gözü doymaz Akhilleus bol kurtulmalık alıp annemi özgür bıraktı ama zavallı kadın kahrından, kederinden daha fazla dayanamayıp öldü.
Artık benim Hektor’dan başka hiç kimsem kalmadı. O benim hem anam hem babam hem kardeşim hem kocam.
Troya Akha’lar tarafından kuşatılalı on yıl oldu. 10 yıldır savaştayız. Nice yiğitlerimiz can verdi arkasında sevdikleri bırakarak. Surların içinde kadınlar, çocuklar ve savaşamayan bilge yaşlı erkeklerimiz kalıyor.
Kocalarımız, kardeşlerimiz oğullarımız ise surların dışında düsmanla karşı karşıya. Kadınlar, eli iş tutan herkes surların gerisinde, günlük yaşamı sürdürmek için tarlada bahçede çalışıyor, sürülerimize bakıyor, onları otlatıyor, sağıyor yani geri kalan işi yapıyorlar. Yiyecek temini, silahların onarımı, yaralananların bakımı.
Sarayda yaşayan biz diğer kadınlarda hizmetçilerimizle birlikte dairelerimizde nakış işleyerek mekik dokuyarak günlerimizi geçirmeye çalışıyoruz. Yaşlı erkeklerimiz batı kapısında surların üstünde savaşı izliyorlar. Savaşın sonu yaklaşırken korkularımız büsbütün arttı. Her an yiğitlerimizin, kocalarımızın ölüm haberini bekler olduk. Yaşamak işkenceye döndü. Artık tanrılar da bizden ellerini çekti. Duydum ki git gide güçlerini kaybetmekte ordumuz. Akhaların başlarında ise onların kalesi Telamonoğlu Aias, kızgın kargılı gür naralı Diomedes ki bu iki yiğit Akhaların en iyi savaş ustalarıymış. Bir yandan da Atreusoğlu Menelaos krallar kralı Zeus’un oğlu Agamemnon en yiğit krallarımızı savaşçılarımızı at sürücülerimizi öldürmekte. Surlarımıza doğru ilerlemekteler.
Yiğidim, ulu canım, kocam, hayat ışığım Hektor’umdan kara haber alacağım korkusu beni çıldırtıyor. Artık gözümün bebeği canparem oğlum Astyanaks’la bile avunamaz oldum. İçim içime sığmıyor kendimi hep batı kapısı surlarının üstünde buluyorum.
Astyanaks ve dadı ile ağlaya inleye surların üstünde aldım. Halbuki Hektor da tam bu sıralarda ünlü ulu Aeneas’la birlikte bilicilerin en iyisi yüce kaynım Helenos’un öğütlerine uyarak düşman karşısında korkup İlion’a doğru kaçan erlerin arasına girmişler, onları yüreklendirip, geri dönmelerini, savaşa yeniden bir güçle devam etmelerini sağlamışlar. Helenos bir de Hektor’a cefakar kaynanama gitmesini, ondan kadınları toplayıp şehrimizin koruyucusu yüce tanrıca gök gözlü Athene’ye gidip yakarmalarını, ona adaklar adamalarını söylemiş. Hektor da ordudan ayrılıp koşarak surlardan içeri girmiş. Onu gören kadınlar ve kızlar oğullarından, kocalarından, kardeşlerinden haber almak için Hektor’un yanına gitmişler. Hektor onlardan savaşı kazanmamız için tanrılara yakarmalarını istemiş.
Oradan yürüyerek saraya, tatlı sözlü cömert anası Hekabe’yi görmeye gitmiş demiş ki anasına,
‘’Sen elinde sunularla topla yaşlıları,
Git doyumluk toplayan Athene’nin tapınağına
Evindeki en güzel, en büyük örtü hangisiyse
Hangi örtüye en çok değer veriyorsan al onu,
Ört güzel saçlı Athene’nin dizlerine.
Tapınakta ada ona on iki tane buzağı,
Henüz işe koşulmamış, bir yaşında.
Troya’ya kadınlara çoçuklara acısın o
Kutsal İlion’dan uzak tutsun Tydeus’un oğlunu,
O azgın kargıcıyı, düşmanı dağıtmada usta adamı’’
Anası da hizmetçilerini çağırıp dört bucaktan toplamış yaşlı kadınları. Beraber Athene’nin tapınağına varmışlar. Kapıyı onlara Kisses’in kızı Theano açmış. Tapınağın bekçisidir o. Duacılık yapar Athene’ye. Kaldırmışlar kollarını bütün kadınlar, yakarmışlar tanrıçaların en ulusu Athene’ye demişler ki
‘’Acırsan ilimize, karılara çocuklara,
Buzağı kurban ederiz sana on iki tane,
Henüz işe koşulmamış, bir yaşında.’’
Hektor ise Paris’in evine gitmiş, onu kalkanını silahlarını temizleyip parlatırken bulmuş. Çıkıp ağır sözler söylemiş.
‘’Bu savaş senin yüzünden çıktı. Sense öfkelenip meydanı terk ediyorsun, gelip karının dizinin dibine giriyorsun. Yakışır mı bu sana? Savaşı terk edeni sen durdurmalısın asıl. Bu ne hal, kalk kuşan silahlarını, katıl savaşa yeniden! Bütün İlion senden bunu bekler. Bizi dosta düşmana rezil etme.’’
Paris de ağabeyine hak vermiş. Hazırlanıp yeniden savaşa döneceğini şöylemiş.
Helene de Hektor’a demiş ki
‘’Değerli yüce kaynım bütün bu acılara sebep benim. Bütün bir İlion, kadın çoluk çoçuk yiğit erlerimiz benim yüzümden giderek yok oluyorlar. Keşke anam beni doğururken taş olsaydım, ölseydim.’’ Ama Hektor onu daha fazla dinlemeden oradan ayrılmış.
Ey Helene, güzelligi lanetli kadın. Krallar, prensler seninle evlenmek için sıraya girmişler. Uğruna hazinelerini ayakların altına sermişler. Gönlünün istediği kralların kralı Atreusoğlu Agamemnon’un kardeşi yiğit Menelaos’la evlenmişsin. Ona bir kız evlat vermişsin. Onu boyunca büyütmüşsün. Yine de bunlar sana yetmemiş. Evine konuk gelen kaynım, uçarı, kendini bilmez Paris’le Troya’ya kaçmışsın, arkandan bir evlat bırakarak.
Bilmez misiniz ki konuk olunan eve ihanet suçların en büyüklerindendir. Sizin yüzünden bütün Danaolar, Argoslular düşmanlıkta bize karşı birleştiler. Güzel Troya’mızı yakıp yıkmadan, çocuk kadın hepimizi öldürmeden öçlerini almış saymayacaklar kendilerini.
Şunu hiç unutmayın, biz Troyalılar da sizi affetmeyeceğiz.
Hektor beni ve biricik oğlu Astyanaks’ı görmeye evimize gelmiş. Beni bulamayınca hizmetçilere sormuş. Bizim batı kapısında olduğumuzu öğrenmiş. Oraya doğru gelirken gördüm onu. Dizlerimin bağı çözüldü, kalbim sevinçle kederle çarpmaya başladı. Gözyaşlarım sele döndü. Birbirimize doğru yürüdük. Hektor baktı yavrumuza, gülümsedi. Ben de tuttum ellerinden, yalvararak konuşmaya başladım.
‘’Ah kocacığım artık gitme ne olur, kal oğlumla benim yanımda. Acı bana! Talihsiz yavrunu öldürecekler, sen gideceksin Hades’e beni acılar içinde bırakarak. Sensiz kalmaktansa beni de yutsun kara toprak. Biliyorsun ne anam ne babam ne de bir akrabam kaldı. Sen benim anam babam kardeşim kocamsın. Koma beni dul, bırakma oğlunu yetim.’’
Hektor da bana, “Halkım beni savaşta en başta görmek ister. Ben onların kralıyım, güzel Troya’mızı, ilimizi, halkımızı düşmana karşı korumak zorundayım. 10 senedir yurdumuzdan düşmanları atmak için savaşıyoruz. Bu hepimizin ölüm kalım savaşı. Sonuna kadar çarpışmaktan başka çaremiz yok. Ben de söylediklerini düsünüyorum. Eğer düşerse güzel İlion o vakit kimsenin, hiçbir şeyin acısı umrumda olmayacak. Esas üzüntüm sen olacaksın. Özgürlüğün elinden alınacak. Kim bilir hangi Argos’lu kadının buyruğuna gireceksin. Binbir sıkıntılar içinde bütün sevdiklerini, akrabalarını, ülkeni kaybetmenin ağır kederiyle yaşamak zorunda kalacaksın. Köleliğe sürüklenirken çığlığını duymaktansa, Hades’e gideyim daha iyi.’’
Ellerini yavrumuza uzattı. Çocuk Hektor’un tolgasından korktu. O da tolgasını çıkardı. Onu kollarına aldı öptü, okşadı sonra bana uzattı. Aldım yavrumu bağrıma bastım. Hektor bizi kederli gözlerle izlerken bir taraftan da sırtımı okşuyordu. Yeniden konuşmasına devam etti.
‘’Hiç kimse kaderin elinden kaçamaz. Günüm gelmeden Hades beni almaz. Haydi, siz eve gidin. Sen işlerine bak, nakış işle dokuma doku. Ben de savaşmaya döneyim.’’
Tolgasını yerden aldı yürümeye koyuldu. Ben de eve doğru giderken dönüp dönüp arkasından gidişini seyrettim gözyaşları içinde.
Eve vardığımda bütün hizmetçileri Hektor için ağlarken buldum. Daha o hayattayken, savaştan dönmeyecekmiş, Akhaların gücünden kurtulamayacakmış gibi.
Fatma Acun
Önceki Bölümler:
