İlyada; σ-Sigma / τ– Tau, 18. / 19.Kitap
Gelmez olaydın Antilokhos o kara haberle,
Vurmasaydın beni kalbimden.
Nestor’un oğlu, ne diye korkularımı getirirsin capcanlı,
Dünyam karanlığa döner sözlerinle,
Senin dövünmen, ağlaman, acılarımı yok eder mi?
Geri getirebilir mi bana can dostumu?
Kaldırabilir mi onu derin uykusundan?
Ben dayanabilir miyim Patroklos’umun yokluğuna…
Duysun çığlıklarımı yer, gök, deniz,
Dövsün göğüslerini savaştan bize kalanlar,
Nereus kızları akıtsın gözyaşlarını,
Bana yaşamak zor gelir artık.
Gümüş ayaklı anacığım, Peleus’un en ışıltılı tunç silahları,
Yetmedi başı başıma denk Patroklos’umu yaşatmaya,
İsterse Olymposlu yenilgiyi salsın Akhalıların üstüne.
Çekilsinler gemilerinin ardına,
Aldı Priamosoğlu Hektor silahlarımı kuşandı, gitti gösteriş yapmaya…
Benim yiğit Patroklos’um kaldı kargıların altında.
Koruyamadım ordumu Hektor’un öfkesinden.
Ölüsünü bile bırakmadılar Akhalılara.
Sen de zorlama beni ayakları yel gibi hızlı İris.
Zeus bilmeden haber uçurursun fısıltılarla,
Anama söz verdim, silahlarım yokken girmem dedim savaşa.
Sonra Athene beni sardı altın bulutlarla, alevlerle dağlardan görülen,
Meydan okuyayım diye Troyalılara,
Tunç sesimle sesleneyim diye uzaklardan.
Bir kargaşa saldı Troyalıların üstüne.
Korkudan ölenlerle kaçanlar vardı.
Çektiler kanlı kargılarını Patroklos’umun üzerinden,
Akhalılar döndüler gemilerine, yaralı, kayıplı, aç.
Aldılar götürdüler komutanlarını,
Yıkadılar sıcak sularla, gövdesine parlak yağlar,
Yaralarına merhemler sürdüler dokuz yıl bozulmayan,
Örttüler beyaz yumuşak kumaşlarla gövdesini,
Ağladılar sabaha kadar başında, yanarak.
Ben Patroklos’uma mı ağlasam kaderime mi?
Ne kadar gücüm olsa da, parmakla gösterilsem de savaşçıların arasında,
Değiştiremedim kaderimi.
Anamdan babamdan uzakta ölmekmiş bana yazılan,
Anacığım göremeyecek oğlunun vatanına döndüğünü.
Babacığımın sarayında karşılamayacak kimseler beni.
Ölmem öcünü almadan dostumun,
Ayırmadan Hektor’un başını gövdesinden.
Kanını akıtmadan on iki parlak Troyalı çocuğun.
Bu acıyı niye yaşattın Kronosoğlu,
Şimdi de benim ölümümdür bekleyen.
Böyle ağladım şafak ışığını getirene kadar,
Gümüş ayaklı anam uçarak yanı başıma gelene kadar.
O aldı elimi eline, kanatlı sözler söyledi yüreğime güç veren.
Tanrısal silahları yığdı önüme.
Hephaistos ustaca işlemişti onları,
Miğferim, dizliklerim, kargım,
Beş katlı altın gümüş ve tunç kalkanım,
Ölümü ve yaşamı anlatan,
Oysa ben Menoitos’un saldırgan oğluna ağlıyordum hala.
Ölüsü çürür gider, saldırgan sinekler kemirir diye.
Anacığım serinletti yüreğimi
Savdı üşüşen sinekleri,
Bütün yıl çürümesin diye Patroklos’umun eti,
Ambroisa ve kırmızı nektar damlattı burun deliklerinden
Ben de çağırdım Akhalı yiğitleri,
Vazgeçtim dedim Agamemnon’a öfkemden,
Artık savaşı düşünmenin zamanı.
Troyalılarla dövüşmenin,
Öcümüzü almanın zamanı,
Kuşandım tanrısal silahlarımı Akhalıların ortasında,
Sürdüm tek tırnaklı atlarımı Troyalıların üzerine.
