İlyada, ρ – ro, 17. Kitap

Menelaos anlatıyor:

Anlatacaklarım Akhilleus’un kıymetlisi Patroklos’un ölüsü için verilen savaşa dair şeyler. Böyle söyleyince önemsiz gibi görünüyor ama taraflar için anlamı büyük.

Sonunu baştan söyleyeyim. Çıplak da olsa, silahlarından soyulmuş da olsa biz aldık ve Akhilleus’a götürdük Patroklos’un ölüsünü. Ama hiç kolay olmadı. Hatırladığım kadarıyla olaylar şöyle gelişti.

Patroklos ölmüştü. İlk gören ben oldum. Safları yara yara gittim yanına. Ne yapacağımı bilemedim. Etrafımı kolluyor, bir Troya’lı gelse de öldürsem, hıncımı alsam diye dört dönüyordum. Çok üzgündüm. Adeta yavrusunu koruyan bir anne hayvan gibiydim. Tam bu sırada iyi kargı yapmakla ün salmış Panthoos’un oğlu Euphorbos bitiverdi yanımda. Patroklos’a ilk kargıyı kendisinin attığını, bu ünü hak ettiğini, çekilmemi, ölüyü bırakmamı söyledi. Ben zaten burnumdan soluyorum, bir de bu Euphorbos ile mi uğraşacağım. Aynen şöyle söyledim ona;

Böyle böbürlenmesen iyi edersin Euphorbos. Zamanında iyi at süren Hyperenor da kafa tutmuştu aynen şimdi senin yaptığın gibi. Aşağılık bir savaşçısın demişti bana. Ancak nasip olmadı gitmek sevgili karısına, annesine, babasına. Sen sen ol, ders al bundan, ahmaklık yapma, kaybol.’

Ancak Euphorbos kardeşinin öcünü alıp hem de hak ettiği üne kavuşmayı öyle çok istiyordu ki saldırdı bana. Ancak saldırmasıyla yere yıkılması bir oldu tabii. Ben de yiğit bir savaşçıyım ne de olsa. Ölen Euphorbos’u soydum, tam ünlü silahlarını alacaktım ki devreye Apollon girdi. Seslendi Hektor’a, dedi ki:

‘Ey Hektor. Boşu boşuna kovalama Aiakosoğlu’nun atlarını. Biliyorsun ölümlü birinin o atları yakalaması imkansızdır. Olsa olsa Akhilleus yakalayabilir ki onun da annesi ölümsüz biliyorsun. Onu bunu boşver. Menelaos, Patroklos’un ölüsünün yanında yiğit savaşçı Euphorbos’u öldürdü. Bir an önce git oraya, oyalanma buralarda.’

Bu tanrılar da çok oluyordu. Olur olmaz devreye giriyor, işimizi bozuyordu. Gerçi bu bazen bizim lehimize oluyordu ama yine de sinir bozucu bir durum. Neyse, uzatmayayım, Apollon’un Hektor’u haberdar etmesi üzerine Hektor kafasından ateşler çıka çıka bana doğru gelmeye başladı. Kaçsam mı Savaşsam mı karar veremedim doğrusu. Patroklos’u bırakırsam bakamam bizimkilerin yüzüne ama Hektor da adeta tanrısal bir güçle savaşıyor. Kaçsam affederler belki… Bilemedim ne yapacağımı. Çaresizdim. Kaçtım. Utanarak söylüyorum, bıraktım Patroklos’un ölüsünü. Kendi arkadaşlarım arasına karışınca aklım başıma geldi. Aias yardımcı olurdu bana. Ne de olsa Akhilleus’tan sonra en yiğit savaştı değil miydi? Hemen gittim yanına. Yardım etmesini, çıplak da olsa Patroklos’un ölüsünü Akhilleus’a götürmemiz gerektiğini, silahlarını Hektor’un aldığını söyledim. Anlattıklarım karşısında Aias öfkeyle doldu ve tekrar Patroklos’un ölüsünün yanına geldik. Hektor Patroklos’un silahlarını almıştı ama bu yetmemişti ona. Patroklos’un ölüsünü Troyalı köpeklere yedirmek istiyordu ancak Aias’ı hesaba katmamıştı.  Aias olanca haşmetiyle durdu Patroklos’un önünde. Malum dev gibi yiğit bir adam. Tam bu anda ne oldu anlamadım, Troyalılar için savaşan Lykialılardan bir savaşçı olan Hippolokos’un oğlu Glaukos Hektor’a verdi veriştirdi. Patroklos’un ölüsünü almayı başarsaydın biz de karşılığında Sarpedon’un ölüsünü ve silahlarını geri alırdık ama senin yüreğin yetmiyor Aias’ın karşısına çıkmaya dedi. Tabii Hektor altta kalmadı. Şöyle dedi;

‘Üstten üstten konuşup durursun ama akılsızın birisin bence. Ben savaştan korkmam. Ancak Zeus’un isteği üstündür her şeyden. Bazen alır zaferi elimizden bazen de tam tersi. Söylediklerin için utandıracağım seni. Gel gör bak neler yapacağımı kendi gözlerinle gör.’

Bunun üzerine kendi silahlarını yoldaşlarına verdi. Kuşandı Akhilleus’un ölümsüz silahlarını. Bu silahları Akhilleus’a babası vermişti. Ancak herkes biliyordu Akhilleus bu silahlarla yaşlanmayacaktı. Ah kader…

Zeus yukarıdan izlemekteydi Hektor’u. Üzüldü Hektor’un kaderine. Şöyle dedi kendi kendine; ‘ah bahtı kara Hektor. Ölümsüz bir yiğidin silahlarını kuşanıyorsun ancak öleceksin eninde sonunda. Ama yine adil olmak adına sana şimdilik büyük bir güç veriyorum.’ Ve silahlarla Akhilleus’un zırhını Hektor’un vücuduna uydurdu ve adeta tanrısal bir güçle doldurdu içini.

Hektor tanrısal silahlarla ve güçle dopdolu kışkırttı saflarında savaşan yiğitleri ve bir vaatte bulundu. Dedi ki, kim Patroklos’un ölüsünü bizim tarafa geçirirse, kim alt ederse Aias’ı, ganimetin yarısı o kişinin olacak, ünü ünüme denk olacak.

Hektor kendi safında olanları çağırırken biz de boş durmadık. Danaolu yiğitleri çağırdık savaşmaya. Başladı kanlı savaş tekrar Troyalılarla Danaolu yiğitler arasında. Bir Troya’lılar atılıyor öne, bir bizimkiler. Patroklos’un ölüsü bir o yana bir bu yana çekiliyor. Bu böyle epey bir sürdü gitti. Karşılıklı olarak birçok yiğit savaşçı öldü. Bir ara Aias Phainops’un yiğit oğlu Phorkys’i tam karnının ortasından vurunca Hektor’da diğer savaşçılar da geriledi. Hatta korkakça İlyon’a kaçacaklarken yine tanrılar el koydu duruma. Epytosoğlu Periphes’in kılığına giren Apollon Aineias’ı kışkırttı. Zeus sizin zafer kazanmanızı istiyor, siz ise savaşmaktansa korkudan titriyorsunuz dedi. Aineias anlamıştı kendisiyle konuşanın Apollon olduğunu. Hektor’a da bildirdi, dedi ki tanrılar bizden yana. Savaşmaya devam. Savaş tekrardan başladı bunun üzerine. Patroklos’un ölüsünü bir Troyalılar bir biz çekiyorduk.

Zeus hepimize korkunç bir çaba vermişti. Kimse pes etmiyordu. Bu arada Akhilleus bilmiyordu halen can dostunun öldüğünü. Sanıyordu ki diri dönecek. Biliyorsunuz Akhilleus’un annesi ölümsüzlerden. Oğluna sık sık Zeus’un kararlarını bildirirdi ancak Patroklos’un öleceğini söylememişti.

Savaş olanca şiddetiyle devam ederken bu kez kavgayı körükleyen Athene oldu. Seslendi bana. Dedi ki; ‘Eğer çekerse şanlı Akhilleus’un can yoldaşını Troyalıların hızlı köpekleri (evet aynen böyle dedi, Athene hiç sevmiyordu Troyalıları) rezil kepaze olursun’. Ben de istemez miyim Patroklos’un ölüsünü korumayı. Ölümü en çok bana dokundu. Ama Zeus Hektor’dan yana, ne yapabilirim ki. Ben böyle söyleyince, yani aslında savaşmak istediğimi kendimce anlatınca, Athene beni hem güçle hem savaşma inadıyla doldurdu. Ben güçle ve inatla dopdolu öldürdüm birçok yiğit Troyalıyı.

Bu arada Apollon da boş durmuyordu. O da habire Hektor’u ateşliyordu. Arada Zeus Baba da katılıyordu savaşa. Bir ara zaferi Troyalılara verdi. Kapladı her yeri sisle. Göz gözü görmüyordu. Anladık biz Aias’la bunun Zeus Baba’nın işi olduğunu. Aias seslendi Zeus Baba’ya. Akhilleus’a haber vermedik daha, bari ortalık aydınlansın, aydınlıkta ölelim. Bir kişi de Akhilleus’a haber versin dedi. Allahtan Zeus Baba acıdı bize, dağıttı sisi pusu. Aias dedi ki bana; ‘Hey Menelaos, ulu Nestor’un oğlu Antilokhos’u gönder bir koşu Akhilleus’a da desin ona en sevdiği, can yoldaşı öldü’ Bunun üzerine Patroklos’tan istemeye istemeye uzaklaştı. Korktum Akhalar kaçar da Patroklos’un ölüsünü bırakırlar diye. Merinoes ile iki Aias’a seslendim. Uyardım onları, Patroklos’un iyi bir insan olduğunu hatırlattım onlara. Artık gerisi onların bileceği işti. Ben işime baktım. Fıldır fıldır aradım durdum Nestor’un oğlunu. Bilmiyorum öldü mü, sağ mı? Savaşın sol yanında gördüm, etrafındakileri yüklendiriyordu. Dedim ki ona; ‘Öldü Akhaların en yiğidi, sen de anlamışsındır muhakkak. Zafer Troyalılarda. Git Akhilleus’a konuş onunla. Çabuk davransın, gelsin alsın Patroklos’un çıplak ölüsünü.’ Bunları duyan Antilokhos darmadağın oldu, göz yaşlarına boğuldu. Ama topladı çabucak kendini, kara haberi vermeye gitti hızlıca. Ben de tekrardan döndüm Patroklos’un yanına. Aias’lara ne yapalım diye sordum. Bence Akhilleus silahları olmadan gelmez savaşmaya. Bırakalım savaşı Troyalılar mı kazansın, yoksa çekip almaya çalışalım mı ölüyü dedim. Telamonoğlu büyük Aias son noktayı koydu. Dedi ki; ‘Çekip alalım ölüyü, biz arkanızdan savaşırız. Nasıl adlarımız aynıysa yüreklerimiz de bir, öteden beri kızgın Ares’e karşı koyarız omuz omuza.’  Öyle de oldu. Akhalar ölüyü savaşın dışına taşıdı ancak Troyalılar bir yangın gibi üstlerine geliyordu. Hektor yanında Aineias, Troyalıların önünde ilerliyordu hınçla. Akhalar korku içinde bağırıp çağırıyor, savaş sürüyordu durmaksızın. Hepimiz yorgun, hepimiz bıkkın.

Ferdağ Ergin Öztürk