Harun, kendisini dışarıda bekleyen iki kadını atlatıp kurtulmayı geçirdi aklından. Barda karşılaşmıştı çalıştığı okulun öğrencileriyle. Gençler Harun’un tersine onu tanımış ve masalarına davet etmişlerdi. İkisi de Okuryazarlık Bölümü’ndeki Mürsel Hoca’nın öğrencileri olduklarını söyleyeceklerdi onu masalarına davet ederken. Hocalarından biraz daha genç olan adamla birer bira içmek iyi gelecekti hafta sonu eğlencelerine. Her nedense sözünü ettikleri hocayı bir türlü benimseyememişti, Harun. İçkilerini tamamlamalarının ardından kadınlar geceye hocalarının evinde devam etmek istediklerini açıkladıklarında şaşırmıştı birlikte içmek için davet edilen adam. Onu da kendilerine katılmaya ikna etmek çok zor olmamıştı. Mürsel Bey’le yüz yüze sohbetin onu yakından tanımak için iyi bir fırsat olacağını düşünse de çağrıyı kabul etmekte zorlanmıştı genellikle yalnız takılan genç hoca. Onu kabule iten diğer bir neden de öğrencilerin arabalarının olmamasıydı. Babasının arabasını almak için masadan kalkıp eve doğru yönlendiler. Anahtar için üçüncü kattaki daireye çıkması gerekmekteydi. Bu süre içinde aşağıda beklemelerini rica etti.

Yukarıda uzun süre oyalandıktan sonra gitmiş olabilecekleri umuduyla perdeyi aralayıp baktığında hala aşağıda onu beklemekte olduklarını gördü. Öğrencilerin yanına gitmeye karar verdi. Kendi arabası ayrıldığı eşindeydi. Onda kalsın istiyordu. En azından onu görmek için bir bahane oluşturuyordu. Ayrılıklarının birinci yılındaydılar ama her ikisi de boşanmak için gereken adımı atmamıştı. Onunla uzun süren evlilik öncesi ilişki ardından birlikte yaşamaya imza atmışlardı. Harun için yaşamına değişiklik katmak oldukça zordu. Alışkanlıklarını terk etmek ve yeni yola direksiyonu kırmak neredeyse ölümle eş değerdi. Şimdiki kararsızlığının bir nedeni de buydu. Hep aynı bara gider ve çok geç olmadan anne babasının evine döner, bir daha dışarı çıkmazdı. Evlilik süresince de eşini hiç bekletmezdi. Anne babasının evine döndüğünde de alışkanlığını bozamadı. Bar dönüşü babasıyla kısa bir süre televizyon izler sonra odasına çekilirdi. Yatağına uzanır ve uykusu gelene kadar kitabını okurdu. Annesi işten döndüğünde genellikle yatmış olurdu. Şimdi bunları yapmayacak olmak ona çok zor geliyordu.

Mürsel Hoca’yla kendisine ters gelen bazı yazılar üzerine tartışmak farklılık olacaktı onun için. Dergide yayınlanan bazı makale ve alıntılar yaşanmakta olan birçok olumsuzluğu ya görmezden geliyor ya da olayların gerçek nedenlerini göz ardı ediyordu ona göre. Bugüne kadar ondan uzak durmuştu. Şimdi iki alışkanlığı birden yıkacaktı. Merdivenden inerken bunları düşündü. Çıkışa geldiğinde geri dönmek istedi ama yapamadı. Binanın kapısından çıktı ve karşı kaldırımda beklemekte olan iki kadına doğru ilerledi. Arabanın kapısını kumandayla açtı ve binmeleri için işaret etti onlara. Biraz soğuktu. En azından arabaya gelene kadar onlar binsin istemişti. “Hiç gelmeyeceksin sanmıştık,” dedi Hoca’ya da ikram etmek üzere aldıkları içki çantasını taşıyan Beliz. “Evet. Tam da çekip gidecektik inan.” Sertap biraz sert başlamıştı konuşmaya ama sonra yumuşadı. “Neyse. Şimdi buradasın. Centilmen birine yakışır bir şekilde davranman hoş oldu.” Gerçekten de kibar biriydi. Kadın erkek demeden elinden geldiğince nazik davranırdı. “Özür dilerim. Babama yardım etmem gereken bir durum vardı. Telefon numaralarınızı almadığım için arayamadım. Adresi söyleyin navigasyonu açayım.” “Açma lütfen. O mekanik ses beni rahatsız ediyor. Yabancı biri aramıza giriyor gibi hissediyorum.” “E, Harun Hoca da yabancı değil mi?” diye muzipçe karşı geldi Beliz Sertap’ın bu çıkışına. Bu durum Harun’un hoşuna gitmemişti ama kabul etmek zorunda kaldı. Yönlerle ilgili sıkıntısı vardı zaten. Eşiyle yön tanımlamaları üzerine yaşadıkları gerginliği anımsadı birden. Ter bastı. “Lütfen döneceğimiz yolları önceden söylerseniz sevinirim.” “Mürsel’i tanımıyor olmana şaşırdık.” “Tanımıyorum demedim. Onunla karşılıklı sohbetim olmadı dedim. Ayrıca okuma için seçtiği kitaplar da tuhaf bana kalırsa.” “Biliyor musun onları?” “Duydum. Ama hiç okumadım.” “O halde tuhaf olduğunu nereden çıkarıyorsun.” “Siz de öyle demediniz mi?  Hemingway ya da benzeri şeyler okumak istiyorsunuz ama o başka şeyler okutmak istiyor dediniz barda.” Aralarında gerçekleşen kısa sessizliği Sertap bozdu. “Işıklardan sağa sonra ilk sola dön lütfen.” “Tamam. Onun temsilciliğini yaptığı ve sizlere de okuttuğu Reader’s Digest dergisinden hiç hoşlanmıyorum doğrusu.” “Tamamen mi? Değişik konuları içeren birçok makale ve öykü var örneğin. Onları biliyor musun?” “Mizah da var,” diyerek katıldı diğer kadın. Sorunun ne anlama geldiğini anlamıştı Harun. “Biliyorum. Yılda on sayı çıkıyor ve çoğunlukla toplama yazılardan oluşuyor. Büyük buhranın yaşandığı dönemde başlamış yayın yaşamına.” “Tam da öyle. Dünyanın her yerinde farklı isimlerle yayınlanıyor,” diye ekledi Beliz. “İyi bir şey ama…” “İyi bir şey de asıl amacının antikomünist propaganda olduğunu da biliyorum,” diyerek Sertap’ın sözünü kesti. Dün uzun süredir işsiz olan babasıyla izlediği haberlerde tanık olduğu denizde yüzen cesetler, üzerlerine bombalar yağan topraklar geldi gözünün önüne. Ardından ülkede ekonomik krizin var olup olmadığına dair tartışmışları kulağında çınladı. “Seçtiği öykülerde hep benzer alt mesajlar varmış.” “Hayda komünist mi kaldı bu çağda ya!” “Evet yani. Komünist mi kaldı artık. Herkes hayatından memnun görünüyor. Robotlar geliyor sınıf falan bitiyor görmüyor musun?” “Bir dakika. Söylemek istediğim…” Harun sözünü tamamlayamadan Beliz’in komutları girdi araya. “Sağa dön lütfen ikinci apartmanın önünde dur. Umarım evdedir.” “O halde neden hoşlanmıyorsunuz seçtiği okumalarından. Bir de benim onunla iyi anlaşacağımı nereden çıkardınız?” Yarım kalan tümcesini tamamlamayı unutmuştu, Harun. Ama yine de işin peşini bırakmıyordu. Eşiyle yaptığı tartışmalar geldi aklına. “Sonuna kadar gitmezsen olmaz değil mi?” diyerek tartışmayı yarıda bırakmak isterdi başka bir okulda çalışan ve adı geçen dergiye abone olan karısı. Harun ise tartışmayı kendince sonlandırana kadar susmaz bu yüzden de o günü somurtarak geçirirlerdi. O günleri anımsayınca pişmanlıkları aklına geldi. Ama bu konu ayrıydı. Sertap’ın bağırışı onu düşüncelerinden ayırdı. “Süper, ışıkları yanıyor.” “Yaşasın. Harun umarım onunla bu tür tartışmalara girmezsin.” “Neden çekiniyorsunuz ki?” “Çekinme değil. Bugün eğlenmek istiyoruz. Yarın okulda sizi karşı karşıya getiririz.”

Zile basan Sertap, heyecanını gizlemeyi başaramıyordu. Çoğu öğrenci gibi hocalarıyla evinde sohbet edecek olmak her iki kadını da heyecanlandırıyordu. Harun ise onlara katılmış olmanın pişmanlığıyla mücadelesini doruğa çıkartmıştı. Kapıyı umduklarının tersine genç bir kadının açmış olmasına şaşırmıştı Beliz ile Sertap. Eve hapsolmuş olan sesler buldukları aralıktan sokağa yayılmıştı bile.

“İçerisi kalabalık herhalde?” “Evet. Siz de dergiyle ilgili toplantıya mı geldiniz?” Soru kapıyı açan genç kadından gelmişti. “Mürsel. Konuklar var kapıda,” diye seslendi sorusunun yanıtını beklemeden. “Hocaya sürpriz yapalım dedik. Toplantıdan haberimiz yok bizim.” Sertap karşılık vermiş ardından Harun’a bakmıştı. Sürprizleri sevmeyen Harun yoğun bir çabayla bugün üçüncüsünü yaşamaya hazırlanıyorken adının telaffuz edildiğini duyunca bir şaşkınlık daha yaşadı. İçeriden gelen tanıdık bir ses kendisiyle ilgili bilgi veriyordu. “İyi kitap okuyucusudur. Onu da dergiye katabiliriz,” diyordu tanıdık ses. Hoca güvendiği öğrencileri ve meslektaşlarıyla ayda bir derginin gidişatı üzerine toplantılar yapar, yeni katılımcılar bulmak için çaba harcardı. “Evet, ama bizim istediğimiz gibi davranır mı? Yani istediğimiz tarzda yazar mı?” diye soru gelmişti. Ses Mürsel hocaya aitti. “Bizim sistem ile ilgili sorunu olmayan ve amacımıza hizmet edecek yazarlara ihtiyacımız var biliyorsunuz. Düşüncelerimiz rahatlıkla her türden okuyucuya ulaşabilmeli.”

Mürsel kapıyı açanın yeniden seslenmesiyle konuşmasını yarıda kesip gelenleri karşılamaya gitmek zorunda kaldı. Karşısında Sertap ile Beliz’i görünce şaşıran adam nereden çıktıklarını sormadan edemedi. Arkalarından Harun’u son anda fark edince şaşkınlığı bir kez daha artmıştı. “Ee önemli bir toplantı var ama yine de buyurun istersiniz.” İçeriden gelen sesleri duyan kadınlar Harun’a dönüp baktıklarında girmemeleri gerektiğini anladılar.

  • Reader’s Digest 1922 de yayın yaşamına başladı. Dünyanın birçok ülkesinde farklı adlar altında yayınlandı.  Türkiye’de de aynı formatta Bütün Dünya adıyla 1948-1984 yılları arasında stantlardaki yerini aldı. Daha sonra Başkent Üniversitesi tarafından aynı adla 1998 de tekrar yayınlanmaya başlandı.