Ta ilk zamandan kestirmiştim onu gözüme. Bir grup kadının içinde gözlerime yer gibi fütursuzca bakan bir o vardı. Elbette sorup soruşturmuştum kim olduğunu. Evli olduğunu duyduğumda şaşırmıştım, hem de yeni evli. Ne zaman karşılaşsak gözlerini dikip duruyordu. Ben yakışıklı biri sayılmam, hatta tipsiz bile diyebilirsiniz bana. Tek olumlu yanım seksi sesim diyebilirim. Ne zaman konuşsam, sanki sihirli bir değnek dokunmuşçasına siluetim siliniyordu galiba, bana bakan gözler çoğalıyordu etrafımda, şakıyan kadın sesleri çoğalıyordu. Sustuğum andaysa büyü siliniyor, an be an ilgileri yok oluyordu. Sesimin avantajını elbette kullanıyordum, nasıl kullanmayayım ki… Allahtan ezberim kuvvetlidir, elime geçen bütün romantik şiirleri ezberliyor, kulaklarına fısıldıyordum sohbetin arasında. Seksi dokundurmalar yapıyordum sonra da. Ona da aynı taktikleri uyguladım, hoş gerek bile yoktu ona böyle numaralara. Ben değil, o seçmişti beni. Gönüllüydü benim olmaya da bir süreliğine başka şehre gidince yarım kaldı aramızdaki o inanılmaz çekim.

Sonra bir gün aniden dönüverdim. Beklemediği bir anda, olanca cazibeli sesimle çıkıverdim karşısına. Hala evliydi, hala davetkar ve de cüretkar. Güzel olmasına güzeldi, gece karası saçları beline kadar iniyor, gözlerinin karası beni uçurumların dibine davet eder gibi bakıyordu. O ince bel, o dudaklar, o  şehvetli kıvrımlar of of adamın aklını başından alıyordu. Evli olup olmaması benim için önemli değildi,  aklımda tek şey vardı: Bu beden benim olmalıydı!  Benim gibi birinin elde edebileceği değerli bir hazine. Kimsenin bakmayacağı bana, kendini isteyerek verecek bir beden. Bu davet reddedilebilinir miydi? Bir vesile yarattım, araya birilerini sokup gereken ortamı yarattım. O da dünden razıymış, allem etti, kallem etti, o davete geldi. Sonrası sözde nezaket icabı eve bırakma daveti, biraz çakal fikirli olsalar öbür yakanın en ucundaki yere ne bırakması diye düşünür insan ama yok, kimse kondurmuyor bu alçaklığı elbette ne ona, ne de bana.

Neydi bu? Bedenlerin hazla birbirini çekmesine bakılırsa tutku daha ön plandaydı gibi, ruhun tatmini bedenin tatmininen sonra gelse de olurdu. Yeterince uzatılan bir yolculuğun sonunda  evde olmayan kocanın soğuk tarafının bedenimce ateş çemberine çevrilmesine kim hayır diyebilirdi ki! Erkekler için kolay olan bu tip bir karşılaşmanın, bir kadın tarafından da aynı tutkuyla ve korkusuzca yaşanması beni çarpmıştı doğrusu. Onun ve tutkumun esiri olmuştum artık. Fırsat buldukça onu alıyor, hazzın doruklarına çıkmak için elimizden geleni yapıyorduk. O beden, o yılanvari kıvranan o ateş topu beden arada beni korkutmuyor değildi hani. Rüyada mıyım ben diye arada kendime sorup duruyordum. Bu kadın ne bulmuştu bende? Kocasının daha yakışıklı olduğu malumdu. Eksik olan şey neydi, tutku mu? Bir kadın da bizler gibi olabilir miydi? Hatta bizden daha fazlası. Günler geçiyor, kulağına fısıldanan şiirler yüzünden her geçen gün şiir dağarcığım genişlerken fantezilerimiz inanılmaz farklılaşıyordu.

Derken bir gün “hamile” olduğunu söyleyince öylece kalakaldım. Bu ilişkide baskın taraf oydu, doğurmak istediğini söyleyince sesimi çıkaramadım bile. Ondan bir çocuk sahibi olmak… Kulağa hoş geliyordu ama nasıl olacaktı? Ayrılacaktı sünepe kocasından, ayrılamasa da çocuğunu ondanmış gibi doğuracaktı… Bu kadarı da fazlaydı. Sonunda olanlar oldu, gitti çocuğu aldırdı. Onunla evlenme cesaretini gösterecek yürek yoktu bende. Yanında bile olamadım. Gitti, halletti, döndü. Korkutucu doğrusu. Evet istedim evlenmeyi, biz erkekler için bir kadının ilk erkeği olmak değil, son erkeği olmak önemlidir. Son erkeği olmak isterdim onun ama benim korkaklığım onu kızdırmıştı. Ayrıldık.

Aramızdaki o çekim hala çağrı yapıyor bana, bazen o arıyor, bazen ben, telefonda bile alev alev yanıyoruz ama elden ne gelir. Bazen çıkıp geliyor bana, hala evli, üstelik çocuğu da var o sünepeden ama hala benim, bedeni benim, ruhu benim. Belki de ben onunum, daha doğrusu aslında bu. Bedenlerimiz belki başka başkalarıyla tatmin olsa da, ruh eşi dedikleri şeyin aynısı bizim bedenlerimiz için de geçerli,  beden eşleriyiz biz, hücre hücre, atom atom birbirimiziniz, an be an birbirimize çekiliyoruz. Çarpıştığımız anda ise ortaya çıkan kara delikte sonsuza dek kayboluyoruz.

Ayşen Cumhur Özkaya