Canın mı sıkıldı
Haydi in bir deniz kenarına
Bulabilirsen tabii
Ama arada derede bulursun bir mavilik
Bil ki orası İstanbul
Nereye gitsen orada denizi
Kimi gün buz mavisi kimi gün nil yeşili
Kimi gün fırtına grisi kimi gün İstanbul mavisi
Buldun mu maviyi
Dal içine
Demiyeceğim tabii
Geçti bizden o delilikler
Ama bin bir vapura
Şöyle yandan çarklı olanına
Şarkılara da hani konu olan
Ama içeri girmek yok bak, gücenirim
Vapurun keyfi ya yanlarında oturursan çıkar
Ya da teras katında, balkonda
Kolaylık olsun diye alt katta kal bu defa
Otur da uzat ayaklarını demir korkuluklara
Vururken güneş buz mavisi denizin yeşil tonuna
Gözlerini de aç kocaman tıpkı kalbin gibi
Derin bir soluk al, al, al
Temizlensin için, yüreğin
Sen ol yeniden…
Bırak bütün kederlerini balköpüğüne
Geçmişe bakar gibi bak ardından
O masal alemine
İstanbul şehrine
Kız Kulesindeki sevdalı hayaletlere bir selam çak içinden
Bir çay söyle geçen görevliye bir de simit
Olmazsa olmazlarımız onlar
İstanbul ve deniz
Deniz ve yandan çarklı gemilerimiz
Çay, simit ve de arsız martılar
Bırak bütün kederi, derdi
Çığlık çığlığa paylaş martılarla simidini
Yeniden hayat dolsun için, mutlulukla
Yaşadığın gelsin aklına
Sevdiğin, sevildiğin
Ya da sevemediğin, sevilemediğin
Terk edildiğin ya da terk ettiğin
Nasılsa deniz siler bütün acıları
köpük köpük temizler
Can suyuyla hayat verir insana
Yeniden doğar, canlanır insan
Sevda olur, vefa olur, İstanbul olur bir anda
Bakarsın demli bir çay ya da eşliğindeki simit
Belki de martının ağzındaki, aşıklarca fırlatılan
Ya da kabaran köpüğündeki gülümseme
İstanbul olmak, İstanbul’da deniz olmak
Deniz’deki İstanbul olmak, sen olmak
Kolay mı kardeş, sen İstanbul’sun
Bir o yana, bir bu yana gider gelirsin her gün
İçinde yığın yığın umutlar, acılar, aşklar
Sevdası da, nefreti de boldur bu şehrin
Bazen Kız Kulesinden seslenirsin aşıklara, selam durursun
Bazen Boğaz’a kaçar, akıntı olursun,
Kavaklar’da dinlenir, Telli Baba’ya gönlünü verirsin
Derken Adalar gelir aklına, yanar döner yüzersin yunuslarla
Bir seyrüsefer ki istemezsin bitmesini
Ama akşam olur, gece çöker,
Yıldızlar boğaza iner, yakamozlar dinlenir serin sularda
Usulca kıyıya vuran her dalgada şarkılar söylenir
Dolunay gümüş bir gerdanlık gibi parıldar İstanbul’un boğazında
Derken gece iyice bastırır, göz kırpar yıldızlar aşıklara uzaklardan
Bir kadın ağlar evin içinde, bekler hiç gelmeyecek olanı
Bir adam da bekler ama ağlayamaz, çünkü o erkektir
Şanslıysanız neşeli gruplar da vardır etrafına mutluluk saçan
Ama genelde hüzünlüdür İstanbul’un halkı
Deniz kenarında denizi bilmeyen insanların yaşadığı bu şehir
Aşkın şehri, hüznün şehri, melankoliktir biraz
Ama sabah olur, mavilikler ordan buradan gözünüze gözünüze sokar kendini
Lodosuyla, poyrazıyla seslenir sana an be an :
“-Ben buradayım, hala varım, yaşıyorum….
Hadi sen de gel, sen de yaşa…
Vazgeçme…”
Duyarsanız eğer bu çağrıyı
“ki şanslıdır duyanlar”
Sil baştan başlarsınız tekrardan yaşamaya
Siz İstanbul olursunuz, İstanbul da siz,
En sonunda…

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA