Atölyemizde birlikte yol aldığımız, pazartesi14.com e-dergimizin yazarlarından olan bazı arkadaşlarımız yazarlık yolunda bizleri mutlu eden, gurur veren süreçleri yaşamaktadır. Neyya Edebiyat olarak aramızdaki yazar arkadaşlarımızı ve eserlerini sizlerle buluşturmak istiyoruz. Bu nedenle ayda bir kez yapacağımız söyleşi serimize atölyemizin 2016 yılından itibaren katılımcısı olan Ceyda Sevgi Ünal ile başladık.

Kendisi İstanbul Üniversitesi Gazetecilik mezunu. İlk kitabı “İzmarit” 2019 yılında yayınlandı. Ardından “Bıçak Sırtı Kir” ve son olarak da “Meme Kredisi” isimli öykü kitaplarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Bıçak Sırtı Kir isimli öyküsü 13. Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda ikinciliğe değer görüldü. Nihat Akkaraca, Cumba Kültür Sanat Platformu, Edebiyat Galerisi, Birinci ve İkinci Yılmaz Sunucu, Myrina Yayınları öykü yarışmalarında da ödüller kazanmıştır. Ayrıca on üç kolektif kitap çalışmasına öyküleriyle katılmıştır.

Dijital medyada çeşitli platformlarda köşe yazarlığı da yapan Sevgi Ünal’la son öykü kitabı, aynı zamanda ilk mizah kitabı olan “Meme Kredisi” ve yazarlığı hakkında görüştük.

1) Sevgi merhaba. Öncelikle “Meme Kredisi” kitabını tebrik ederiz. Kitapla ilgili sorulara geçmeden önce “sözcük gramcısı” olarak tanımladığın öykü yazarlığına nasıl başladığını senden öğrenebilir miyiz?

Teşekkürler. Bu soru herkese klasik bir soru gibi gelse de bana sorulduğunda çok hoşuma gidiyor. Göğsümü gere gere “Boşandıktan sonra,” diyeceğim için olsa gerek. Evet, 2010 yılında boşandıktan sonra yazmaya başladım. Çünkü o kadar dolmuştum ki. Taştığım da oldu evliyken minik kağıtlara yazarak. Ama onları ya yaktım ya yırttım. Gazetecilik mezunu olduğum halde 6 yıl bir bankada kambiyo bölümünde çalıştım. Sonrasında tipik bir ev kadını olarak üç çocuğun sorumluluğunun bilinci ile evliliğimi 53 yaşıma dek sürdürdüm. Geçmiş yıllarımı kayıp olarak görsem de verdikleri birikimi, yaşattıkları sahneleri savaş ganimeti olarak kabullenip kurgularıma yedirerek kadınlara, çocuklara ve yaşlılara (yaşım 67 olduğu için artık ben de bir yaşlıyım) verdiğim önemle öykülerime taşıyorum. ‘Sözcük gramcısı’ tanımının yaratıcısı olmaktan ve uygulamaktan mutluyum.

2) Neyya Edebiyat’ın yazı hayatındaki yeri ve etkisi nedir?

Neyya Edebiyat’ın yazım yaşamımın devamında rolü çok büyük. Edebiyat dünyasına adım atmamı sağlayan Jale Sancak’ın maddi manevi desteği ile Galapera’da bir süre yol aldıktan sonra yazarlık atölyesi arayışına girdim. Akşamları gidilecek yerlere bile baksam da motive olabileceğim bir atölye bulamadım. Hoş bu arada Ümit Kaftancıoğlu ikincilik ödülü almıştım ama planlı programlı ilerlemek istiyordum. Neyya Edebiyat’ın haberini aldığımda koşa koşa Koşuyolu Mahalle Evi’ne geldim. Önce Ayşegül Ayman ile çok verimli bir hazırlık dönemi geçirdikten sonra asıl atölyeye kabul edilince yazım hayatımda ilerlemeler başladı ve devam ediyor. Arada kalan yıllarımı büyük kayıp sayıyorum. Atölye çalışmalarımızın yanı sıra sosyal dayanışma amaçlı öykü kitaplarımızın da yayımı ile yaşamımdaki boşluğu dolduran ikinci okulum oldu Neyya Edebiyat. Tabii hocamız Nükhet Eren’in özverili ve titiz tutumunun bu ilerlememdeki payı çok büyük. Bize böyle uzun süreli, ilgi ve başarıdan başka bir beklentisi olmayan edebiyat ortamı yarattığı için kendisine teşekkür ederim.

3) Üç kitabının ortak özelliklerine baktığımızda kadın hikayelerinin öne çıktığını görüyoruz. Meme Kredisi’ni diğer kitaplarından ayıran en önemli özelliği ise mizah öykülerini içermesi. Neden mizah?

Öteden beri mizah ilgimi çeker. Uzun yıllardır karikatür kursuna devam etmemin nedeni bu olsa gerek. Sohbetler sırasında genellikle arkadaşlarımı güldürmem benim de hoşuma gidiyor. Doğal halim olduğundan espri yaptığımı karşımdakilerin etkilenmesinden anlıyorum çoğu zaman. Mizahla istediğiniz her şeyi verebilirsiniz. En katı durumları bile mizah yumuşatarak sunar. Ben de daha önce bazı köşe yazılarımda yaptığım gibi mizahın bu özelliğinden Meme Kredisi kitabımda yararlanmak istedim. Böyle bir kitap, diğer kitaplarımdan daha çok hayalimdi. Yayınevim Metinlerarası Kitap’a ve yayıncım Mahmut Yıldırım’a teşekkür ederim.

4) Mizah yazmanın en zor yanı nedir sence?

Mizah yazmak başlı başına zor. Neden derseniz bir söz vardır hani ağlatmak kolay güldürmek zor diye. Bayağı ince düşünmek gerekiyor yazarken. Konu, kurgu ve sonunda hiç olmazsa gülümsetebilirken düşündürmek benim için önemli. Meme Kredisi bu anlamda beni tatmin eden bir kitap oldu.

5) Kitapta öyküler arasındaki pasajlarda, babanla yaşadığın anekdotlara yer vermişsin. Önsözde ise kitabı babana ithaf etme nedenlerini belirtmişsin. Ancak henüz kitabı okumamış okurlar için bir mizah kitabını neden babana ithaf ettiğini açıklayabilir misin?

İçimde ukde olan bu kitabım, babamın vefatından sonra beni sanki arkamdan itti. Ama dediğim gibi öyle kolay yazılmıyor mizah öyküleri. Onun için iki kitaba öncelik vermek zorunda kaldım. Babam son günlerine kadar espri yapan bir adamdı. Gençliğinden beri öyleydi zaten. Üç buçuk yıl yatağa bağımlı olması onun espri anlayışından hiçbir şey eksiltmedi. Tersine çoğalttı diyebilirim. Bence çok akıllı bir tutumdu. Mizah olmasa bazı sıkıntılı durumlara nasıl dayanabiliriz?

Bu süreçte tüm esprileri olmasa da bazılarını Facebook’ta günlük olarak paylaşmıştım. Buradan yola çıkarak kitapta her öyküm bittikten sonra altına babamla olan bu diyaloglarımızdan tarihleri ile ekledim. Bazen onları okurken o ana dönüyor bir hoş oluyorum ama babamı bu şekilde yaşatmış olmak da başka bir hoşluk veriyor yüreğime.

Bu sorunun yanıtını biraz daha uzatacağım. Çünkü “Madem babana ithaf ettin niye böyle bir isim koydun kitabına?” diye eleştirenler oldu. Ama ithaf yazımda da belirttiğim gibi babamın hep anlattığı çocukluk anılarından gelen Koca Memeli Hatça hikayesi ile kitabın ismi öyle bağdaştı ki ben bile şaşırdım. Eleştiriyi yapanlara sizin babanız hiç Koca Memeli Hatça diye bir ev sahibinden bahsetti mi, nasıl anlattı demek yeterli sanırım. 

Bu arada kitabın ismini önceleri içindeki başka bir öykünün başlığından alacakken Jale Sancak’ın önerisiyle Meme Kredisi koydum. Çok da iyi oldu. Kendisine teşekkür ederim.

6) Cesur bir isim Meme Kredisi. Sadece Meme Kredisi öyküsünde değil kitaptaki pek çok öyküde, kadın bedeninin ekonomik değeri ve toplumsal sermayesi üzerine farklı vurgular göze çarpıyor. Bu bakış açısını biraz açabilir misin?

2024’ün altı ayında ülkemizde 205 kadın katledildi. Rapor alınanlar dışında kimlerin şiddet gördüğünü bilmiyoruz. Erkek egemen toplumda; sesini çıkarmaya kalkarsa, kamburunu azıcık düzeltmek isterse, ya da o gün yemeğin tuzunu az veya fazla koyduysa kadının sonunun ne olacağı belli değil. İşte bu çıkamayan seslerin sesi olmak istedim öteden beri. Ve bu doğrultuda yazarak bir kişiye olsun ulaşırsam ne mutlu bana. 

Birkaç gün önce ünlü bir yazarımızın ölüm yıldönümünde anma yazılarının çoğunun şu şu yazarın sevgilisi, şu şu yazarın eşi diye gereksiz bir girişle başladığını gördüm ve üzüldüm. Yani ünlü yazar olsanız da kadınsanız yaftalamaktan kurtulamıyorsunuz. Hele edebiyat dünyası bunu yaparsa.

Bu arada kadın kadının kurdudur sözüne inanırım. Geçenlerde bir erkek eczacının elindeki tabağın boyutu ile doğumdan sonraki rahim yarasını vurgulayarak lohusa kadından ev işi beklenmemesi paylaşımı üzerine saçma sapan yorumlar yapan kadınlar olduğu gibi, lohusalıkları sırasında nasıl bedensel ve ruhsal eziyet çektiklerini yazanlar vardı. Yani bir erkek kalkmış kadınları savunuyor, sen de destek olsana be kadın! Tabii oradaki isyankâr yorumum böyle olmadı ama çok beğeni aldı. İşte bu olayda o paylaşımı gören bir erkek etkilenirse ne mutlu o eczacıya da biz kadınlara da değil mi?

7) Öykülerinde Türkiye dışında Paris, Londra, Ukrayna, Almanya gibi çeşitli ülkelerde bulunan kadın hikayelerine de rastlıyoruz. Bu durum, kadına global bir bakış açısıyla vurgu yaptığını düşündürüyor. Bu konuda ne söylemek istersin?

Evet, öykülerimdeki kadınlar biraz ülkemizden çıkıp gezsinler istedim. Hep Türkiye’de oturacak değiller ya. Zengini var, mizansen seveni var, başına talihli talihsiz olaylar geleni var. Tebdil-i mekânda ferahlık vardır denmiş. Benim karakterlerim de o yerlerde nasıl ferahladılar; çantalı mı çantasız mı, sulu mu susuz mu, dilenerek mi dillenerek mi diye okurlarını bekliyor.

8) Sıradan insanların fantezileri, ilişkileri, hayalleri ve korkuları arasında keyifli bir yolculuğa çıkarken, kelimeler ve tümceler arasında söyleyecek daha çok sözün olduğunu hissettim. Okuyucu ve takipçilerine iletmek istediğin bir mesajın var mı?

Evet, var ama ben sözcük ve tümcelerim arasından benim bilinçaltıma sızılarak okurlarım tarafımdan aranması dileğindeyim yayımlanmış ve yayımlanacak kitaplarım için. Okur dediğin öyle olmalı bence. Bu çerçevede çok güzel geri bildirimler alıyor, kendimi tarttığım bile oluyor.

Bu devran böyle sürdükçe hatta daha kötüye gittikçe söz biter mi? Yazıya dönüşmez mi? İster istemez dönüşecek. 

9) Son olarak, gelecekte neler yazmayı düşünüyorsun? Yeni projelerin var mı?

Gelecekte torunlarıma benden anı olarak kalmasını istediğim bir çocuk kitabı projem var çizeri bile hazır ama o konuda eğitim almam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü önemli bir kulvar. Romanını bekliyoruz diyenler var ama romanın bana göre olmadığını düşünüyorum her ne kadar bir kurgu yıllardır kafamda dolanıp dursa da. Belki bir novella için çabalarım. Bu arada beni şiirden soğutma derecesine getiren şairlere inat bir de şiir kitabım olsa ne iyi olur değil mi?

Şaka şaka!

Hazırlayan: Özlem Budak