Haziran ayında başladığımız, pazartesi14.com e-dergimizin kalemleriyle söyleşi dizimizin Ağustos ayı konuğu sevgili Zeynep Pınarbaşı.
Kendisi 1981 İstanbul doğumlu. Çukurova Üniversitesi İşletme bölümü mezunu. 2014’ten itibaren okuma ve yazma gruplarıyla yaptığı çalışmaların ardından, 2019 yılında yolu Neyya Edebiyat’la kesişti. Üç yıldır pazartesi14.com e-dergimizin editör grubunda yer alarak, atölyemize değer katmaya devam etmektedir.
Birçok sanal ve basılı dergide yazıları yayınlanan Pınarbaşı, 7 adet seçki kitap projesinde öyküleriyle yer aldı. İlk kitabı “Kutuya Sığanlar” 2022 yılında yayınlandı. Aldığı editörlük, sanat tarihi, senaryo, mitoloji, felsefe eğitimlerinin ardından bu yıl Atölye Bütünsel Değişim eğitim kurumunda uzaktan eğitim olarak “Yazı Alıştırmaları” başlığı altında dersler vermeye başladı. Ayrıca, aynı kurumun kitap atölyesinin moderatörlüğünü de üstlendi. Yazıları ve eğitimciliği yanında editörlüğe dair çalışmalarıyla edebiyat dünyasında emin adımlarla ilerlemeye devam eden Zeynep Pınarbaşı’yla ilk kitabı ve çalışmaları üzerine görüştük.
Zeynep merhaba. Kitapla ilgili sorulara geçmeden önce yazmanın hayatındaki yerini öğrenebilir miyiz?
Nefes almak gibi olduğunu çok sonraları fark ettim. Elinizden bir şey alındığında kıymetini anlarsınız ya onun gibi. Çocukluğumdan beri okumayı çok seviyorum. Yanında yazmakla da uğraştığımı yıllar sonra anladım. Aslında hep yazıyordum. Ve her zaman çok iyi bir öğrenciydim. Başarılıysanız, takdirname alıyorsanız, matematikte iyiyseniz ve hayatınızda babaanneniz varsa sanata dair her şey sizin hayatınızda hayalden ibarettir. Biz aile içinde babaannemizi aşamazdık. Bu sebeple hep ders çalışmaya zorlanan bir çocuktum. Bundan on yıl önce ben artık sadece yazacağım dediğimde kalemim işledikçe o günlerde ve sonrasında yazdıklarım aklıma geldi. Öyküler, şiirler, mektuplar. Şimdi yazamadığımda boşlukta hissediyorum. Varlığım eksik kalıyor.
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Bu söyleşi dizisinde ikinci sorumu hiç değiştirmeden, söyleşi yapacağım tüm arkadaşlarıma soracağım. Sıralamayı değiştirmeden sana da sormak istiyorum. Neyya Edebiyat’ın yazı hayatındaki yeri ve etkisi nedir?
Düzenli çalışma planı olan bir atölye Neyya. Bir konuya başladıysanız sonuna kadar gidiyorsunuz. Başladığım dönemde çalıştığımız yazarlar, okuduğumuz öyküler beni çok ileriye taşıdı. Düzenli yazmamı sağladı. Öncesi elbette vardı ama Neyya Edebiyat yazma hayatıma bir düzen getirdi. Kitaptaki tüm öykülerim Neyya Edebiyat atölye çalışmaları sonrası yazdığım öyküler.
“Kutuya Sığanlar” ilk bireysel kitabın. İlk kitabın hazırlık süreci sadece tatlı bir heyecan değil soru işaretleri ve belli bir kaygı da barındıran sancılı bir süreç. Bu süreci bizimle paylaşır mısın?
Aslında öncesinde dört arkadaş bir kitap çıkarmıştık. Sanırım o delice heyecanları orada yaşadım. Orada altı öyküm vardı. Ortak bir kitap olmasına rağmen hepimiz için bireysel bir kitap değerindeydi. O sebeple ben Kutuya Sığanlar kitabımda o heyecanları yaşayamadım. Bu kitap için beni asıl heyecanlandıran Neyya Edebiyat için ilk kitaptı. Tüm öykülerim o atölyede yazıldı. Pazartesi14 dergimizde yayınlandı. Kitapla birlikte hepsi hayat bulmuş oldu, beni heyecanlandıran tarafı bu oldu.
Kitabın, Tenhada Kalanlar, Mahalle Baskısı, Yaşamı Abartanlar olarak üç bölümden oluşuyor. Böyle bir ayrımı neden tercih ettin?
Öykülerin başkarakterlerinin ruhlarını bu başlıklara sığdırdım. Kutuya Sığanlar öyküsündeki Seda ve diğerleri hayatın tenhasında kalmıştı. Çocuk öyküsündeki Berrin mahalle baskısının en acı taraflarından birini yaşıyordu. Pembe Tavşanın Battaniyesi öyküsünde Zehra’nın etrafındakiler yaşamı abartıyordu. Onlara uygun karakterleri bu başlıkların altına almak istedim.
İlk bölümde yer alan öykü karakterleri bu tenhadan çıkmak için çabalarken yol ve yolcu kavramları dikkatimi çeken unsurlardan biri oldu. Bu konuda neler söylemek istersin?
“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Sözünden feyz alarak söylemek isterim, yol ve yolculuklar değişimin öncüsüdür. İnsan olduğu yerde kaldığı sürece hayat değişmez. Biri gelir kendi hayatıyla seninkini değiştirir ya da sen gidersin hikayen yazılır.
Yaşamı Abartanlar bölümünde; gelin, kayınvalide ilişkilerinde, farklı kültürlerden gelen ve toplumun belli bir kesimi tarafından oldukça benimsenen “baby shower” partisinde, içeriği çokça ironi barındıran bir mezatta buluyoruz kendimizi. Günümüz toplumunda gerçekten de abartılan şey yaşam mı sence?
Hayatı fazla ciddiye alıyoruz. Akıp gidiyor. Değişimin çoğuna ayak uyduramıyoruz. Kötü şeyler engel olmaya çalışsak da yaşanıyor. Hiç planlamadığın anda iyilikler olabiliyor. Bir mezatta koca bulmaya çalışacak kadar hayatı önemsiyoruz bazen. Dayatılmış olanı yaşamaya çalışıyoruz. Bazen diğer tarafında güzelliğini görmek, düşünmek aklımıza gelmiyor. Olmayana takılıp kalmak yorucu, can sıkıcı, o yüzden yok diyerek abartmaya gerek yok üzüntüleri. Ceza’nın şarkısında Sezen Aksu’nun nakaratında söylediği gibi “Gelsin, hayat bildiği gibi gelsin.”

Aslında kitabın tümünde dedikodu, iftira, başlık parası, dışlama vs gibi yöntemlerle ötelenen karakterler ve kurgu üzerinden; toplum ahlakı ya da ahlaksızlığı bir anlamda gözler önüne seriliyor. Kitap için öykü seçiminde özellikle mi tercih ettin?
Hayır.
Cevap yeterli değil, sanırım güldüğünü görüyorum. Yaşamda hep ötekilerin hikayesini yazarsınız. İçinde siz varsanız öteki siz olursunuz. Çok sevdiğiniz bir ortamda olduğunuzu düşünün kahkahalar ortalığı çınlatıyor. Çoğu zaman fotoğraf çekmek aklınıza gelmez. Zaman su gibi akıp gider. Daha oturur oturmaz fotoğraf çektiğiniz bir anı düşünün orada bir terslik vardır. Yazdıklarımız işte o fotoğraftaki anlar ve kişiler.
Yazmada gözlemin yeri yadsınamaz elbette. Senin öykülerinde günlük yaşamın sıradan detaylarına çok rastlıyoruz. Derin bir gözlem ve birikim gerektiren bu durumun bir alt yapısı var mı?
Var. Babam çok dikkatli bir adam. Her şeyi en ince detayına kadar incelerdi. Kadın kuaförüydü, yıllarca yanında çalıştım. Her zaman kendimden yaşça büyük insanlarla konuşmayı severdim. Hep dertlerini anlatırdı insanlar sessizce dinlerdim. Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nin hayatımızda kocaman yeri var. Arkadaşlarımla buluşacağım zaman erken giderdim. Bir binanın kapısında oturur caddeden gelen geçeni izlerdim. Hala tek başıma oturup insanları, olayları, mekanları gözlerim.
Yazarlık süreci dışında eğitmenlik, editörlük, okuma kulüpleri gibi çalışmalar da yapıyorsun. Sana katkılarının neler olduğunu düşünüyorsun?
Öğretmek, hiç bitmeyen öğrenmek isteğimi besliyor. Ders veriyorum her ders öncesi ne anlatacağımı çalışıyorum. Konuya dair ne kadar kitap varsa okumaya çalışıyorum. Her ders öncesi tekrarlar yapıyorum. Okuma kulübü çalışmaları da yazar çalışmalarım için katkıda bulunuyor.
Özellikle son yıllarda yazı atölyelerinin artmasıyla birlikte, bu alana ilginin de arttığını gözlemliyorum. Atölye eğitimcisi olarak yazma sürecinde olanlara tavsiyelerin neler olur?
Düzenli yazmak elbette önemli. Disiplin önemli. Benim gibi dağınık biri bunu söylüyor olabilir ama çalışırken düzenim vardır daima. Ama ben kelime çalışmalarını önereceğim. Kelime anlamlarını bilmek. Düzenli kullandığımız kelimelerin dışında farklı kelimeler kullanmak ve onları öğrenmek. Ben yazı çalışma grubundaki katılımcı arkadaşlara düzenli her gün farklı kelimeler göndermeye çalışıyorum. Uzun zaman sözlük çalışmaları yaptım. Sırf bu yüzden atölye dersleri için, ne yapalım, diye sorduklarında tereddüt etmeden yazı alıştırma dedim. Kelimelerle çalışıyoruz. İki saat boyunca onlarla haşır neşir oluyoruz. Onları evirip çevirip başka hallere sokmaya çalışıyoruz.
Son olarak, gelecekte neler yazmayı düşünüyorsun? Yeni projelerin var mı?
Şu an elimde Mutfak Öyküleri dosyam var. Ona çalışıyorum. Umarım yakın gelecekte o da sizlerle tanışacak.

Özlem Budak’ın tüm yazıları:

💚