Bir zamanlar müdür olduğunda ayrı odan olurdu, kapısını kapattın mı kimse sormadan giremezdi içeriye, rahatsız edilmeden artık raporlarını mı okursun, sirküler mi, o sana kalmış. Devasa plazalara taşındık da ne oldu? Neymiş, açık sistem, herkes herkesi görecek, sadece paravanlarla ayrılacak. Sadece genel müdür yardımcılarının odaları ayrı, hoş o da ne ayrı ya, bir tek camlar ayırıyor, içerisi tabak gibi ortada.

Ayhan Bey, içinden geçenleri silkelemek ister gibi kafasını öne arkaya salladı. Acil kaydıyla gelip iki gün sonraki kredi komitesine yetiştirilmesi gereken proje raporu önünde, ancak konsantre olmak ne mümkün, zır telefon, Gaziantep’teki bilmem ne firmasının projesi hangi komiteye yetişir, ebenin körü komitesine. Kolaysa Avrupa’da herhangi bir bankanın kredi komitesine sunun bakalım böyle bir projeyi. Minimum iki aydır süresi, o da şansın varsa. Burada her şey son dakika her şey acil. Gelişiyoruz ya.

Şimdi de asistan kız, -bayılıyor bu ünvana, kırk yıllık sekreterin asistan olmasına- Ayhan Bey, Şahin Bey arıyor, Ankara’daki özelleştirme ihalesinin finansmanı için neden devrede olmamışız? Elinin körü, pazarlamaya sorsunlar, benim işim mi, ben önüme gelen kredi teklifini değerlendiririm. Uyanık kız, müdürünün ruh hallerine yatkın. Küt, ahizeyi eliyle kapatıp muhtemel faciayı önledi. Bütün öfkesine karşın gülmesine engel olamadı, bu kız ‘asistan’lığı hak etti Allah için. Telefonu aldı, sayın genel müdüre bütün kibarlığı ile bu işin pazarlamanın uhdesinde olduğunu söyledi. Bilmez mi koskoca genel müdür, ama kim bilir neden onu aramış işte? Adım ‘A’ harfi ile başladığı için ilk bana rastladı zahir. O konuşmaktan başka bir şey bilmeyen, kıt zekalı pazarlamacılar inşallah takip etmemişlerdir de özelleştirmeyi, jestiyonunu az alasın Şahin Bey, Sayın Genel Müdür!

Hay Allah, pazarlamacılar içinde çok sevdiği düzgün çocuklar da var, onlardan birine piyangonun vurmamış olmasını diledi. Ancak, o uzun boylu, arkaya tarayık saçlı, birkaç dilli, her şeyi bilenlerden birine rastlarsa çok sevinecek; nasıl olsa suçu birilerinin üzerine atarak kendilerini kurtarmayı becereceklerinin farkında olsa da. “Bunlar cumhuriyetin kazanımları, satılmaması gerek, sonu başka felaketlere yol açabilir” dediğinde üzerine çevrilen bakışları hatırladı. Dinozorrrrr, may gad aramıza bir dinozor kaçmış. Bir de Avrupa Birliği için boşuna bir tarafımızı yırtmamamızı, heriflerin bizi hiçbir zaman almayacaklarını, zaten de girmememiz gerektiğini düşündüğünü bilseler. Çok bilmiş, o küçümseyici bakışlar. “Dünya küreselleşiyor Ayhan Bey, siz çok eskilerde kalmışsınız!” Daha kırk beşine varmadı.

Merkez Şube’den genç bir pazarlamacı belirdi önünde. Yirmi beş var yok. “Ayhan Bey, n’olur size gönderdiğim yazıya bir bakar mısınız? Aysun Hanım önce sizin görmenizi istedi, biraz da sinirlendi bana.” Yüzü yumuşak mı ne, “onun sinirlendiği şey neyse beni de sinirlendirmez mi”, demedi, yalnızca acil okuması gereken bir proje olduğunu, daha sonra bakacağını söyledi. Ancak çocuk yalvar yakar, müdürü şubeden içeri almazmış sonuçlandırmadan gelirse, iyi de neden son dakikaya bıraktın, zamanında gönderseydin yapılırdı. “Göndermiştim ama sizin de görmeniz gerektiğini bilmiyordum, n’oolur Ayhan Bey”. Tamam bakacağım bugün. Ama şimdi git. “Bakacaksınız değil mi?” “Eğer hemen gitmezsen sözümü geri alabilirim.” “Çok sağ olun Ayhan Bey, hayatımı kurtardınız Ayhan Bey.” Kıyamadı. Diğerleri gibi değil. Koşturuyor gerçekten. Bir yapıp beş göstermiyor.

Tekrar telefon, bakmadı bu sefer. Proje raporunu toparladı, genç çocuğun yazısını da üzerine koydu. Hedef toplantı odası. Boşsa en azından bir süre rahatsız edilmeden çalışabilir. Asansörlerin önünden geçerken rastladı pazarlamadan sorumlu üst düzey yöneticisi iki metrelik adama, elinde grissini paketi, yanında iki yardımcısıyla. “Vay, koçum, gökte ararken yerde buldum, Aysun Hanım’ın odasında şu Bakırköy’ün projesini konuşacağız. Sen de bir gel de hep beraber harekât planımızı yapalım.” Askeriz ya, ileri marş. Yardımcılar yapış yapış gülümsüyorlar. Aysun Hanım iyidir, onu kırmak istemez, ara sıra bu hengamede öyleleri de çıkıyor, yor, yor da yetiştirmesi gerekenler ağır bastı; yardımcımı göndereyim. Yok yok sen gel, konu önemli. Tuvaletlere giden koridorun penceresinden ilişiyor gözüne birden Zincirlikuyu Mezarlığı. Kuşbakışı ne kadar da yeşil ve düzenli ve sakin. Bakımlı mermerlerle dolu, bir mezarın fiyatı ne kadar acaba? KONU ÖNEMLİ. KO-NU Önemli. Konu önemli. “Seninle konuşulmalı bu proje, çocukların tecrübesi yetmez daha, koçum bize sen lazımsın.” Koltuğum, yüksek maaşım, çil çil dolar jestiyonlarım, tahsisli arabam, şoförüm, kapımı açan güvenlik görevlisi lazım bana, anlıyorsun ya.

Konuştukça içi boşaldı şişman adamın, yağlar yol olup aktı mezarlığa doğru, kabuk şimdi her tarafı. Kalbi de gelip gömlek düğmesine takılmış şimdi, ne kadar da küçükmüş. Kabuk konuşuyor. Kabuk yankı yankı. Ko-nu önemli, konu- önemli, konuuuuu, yardımcıların da içinin aktığını görüyor. Gülen bir balkabağına dönmüşler, koca sırıtık ağızlı balkabakları. Gözleri pırtlak pırtlak. Koooonuuuuu ööönemmmliiiii. “Peki, iki dakikaya gelirim” dedi, asansöre yürüdü, zemin kat düğmesine bastı.

Giriş katında arkasında güvenlikçilerin oturduğu bankoya elindeki evrakları koydu, döner kapıdan dışarı çıktı. Sol taraf yemyeşil, bakımlı mezarlık tarafı, tam aksi yöne, sağa döndü, yürüdü, yürüdü, yürüdü. Cep telefonu çaldı, şaşırdı. Yanına almış mı, hayret etti, hepsini, her şeyi bıraktığını zannetmişti. “Baba, babişko, puanlar düştü, Alman Lisesi’ne girebiliyorum artık, baba orda mısın?” “Evet bebeğim, burdayım.” “Babişko, biliyorum okul çok pahalı ama annem ikiniz de çalıştığı sürece karşılayabileceğimizi söyledi.” “Evet yavrum, bunu konuşmuştuk zaten, tebrik ederim bebeğim.” “Seni çok seviyorum baba!” “Ben de seni bir tanem!”

Mezarlık yönüne geri döndü. Yürüdü, yürüdü. Dev plaza solundaydı tam şimdi. Biraz ilerde mezarlığın duru yeşilliği. Durdu. Bekledi, biraz daha bekledi, sonra az daha. Sonra ayak parmaklarının ucunda bedenini ağır ağır sola çevirdi, az basamaklı giriş merdivenlerini çıktı, döner kapıdan içeri girdi. Hâlâ daha bankonun üzerinde duran dosyaları aldı. Asansöre yürüdü. Bindi. Aysun Hanım’ın bulunduğu katın düğmesine bastı.

Asil Şenol Topçu