Sevgili Melis Nisan Çiftçi, sizinle bugün göç konuşalım isterim. Öncelikle kısaca sizi tanıyalım mı?
Tabii. 1997 yılında Bakırköy’de doğup büyüdüm. İlkokul ve lise eğitimimi İstanbul’da tamamladım. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme alanında yüksek lisans yaptım. Şu anda özel sektörde iş hayatıma devam ediyorum.
Son yıllarda dikkatle takip ettiğimiz gençlere ait konular içerisinde göç önemli bir yer alıyor. Kamuoyu gençlerin göçü ile ilgili algılarında haklı mı? Bu konuda elinizde sayısal veriler var mı?
Gençlerin göçü üzerine kamuoyunda farklı görüşler bulunuyor. Kimileri, mevcut ülke koşulları nedeniyle kariyer ve eğitim için yurtdışına gitmeyi mantıklı bulurken, bazıları ise bu durumu bir vazgeçiş olarak görüp gençlerin “vatan” algısının zayıfladığını düşünüyor. Konuya hangi açıdan yaklaştığınıza bağlı olarak argümanlar değişebiliyor. Ancak istatistiklere bakarsak, 2018’den bu yana Türkiye’de genç nüfusun göçünde belirgin bir artış gözlemleniyor. Örneğin, 2022’de en çok göç eden yaş grubunun 25-29 olduğunu görürken, 2023’te bu durum 20-24 yaş grubuyla zirve yaptı. Bu, işsizlik, ekonomik belirsizlik ve eğitim sorunları nedeniyle üniversite çağındaki gençlerin ve yeni mezunların umutsuzluğunu yansıtıyor. İmkânlardan yoksun kalan gençlerin göç etmesi de doğal bir sonuç olarak ortaya çıkıyor.
Bu göç türü, genellikle “beyin göçü” olarak adlandırılıyor. “Beyin ihracatı” kavramı ilk olarak İngiltere’de ortaya çıktı ve günümüzde en yaygın kullanılan göç tanımlarından biri haline geldi. Ne yazık ki Türkiye, en fazla beyin göçü veren ülkeler arasında yer alıyor. TÜİK verilerine göre, 2015’te yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı %1,6 iken, bu oran 2023’te %2,0’ye yükseldi. 2023’te yükseköğretim mezunu kadınların oranı %1,6 iken, erkeklerde %2,4 olarak belirlendi. Bu veriler Türkiye için önemli bir kayıp olduğunu gösteriyor.
Göç eden gençlere ilişkin verilerde cinsiyet bazında dikkat çekici bir farklılaşma var mı?
TÜİK’in genç nüfus göçüyle ilgili cinsiyet bazlı detaylı verilerine ulaşmak mümkün olmasa da genel göç verilerinde nüfusun %54,2’sinin erkek, %45,8’inin ise kadınlardan oluştuğu görülüyor. Genç nüfusun da benzer bir dağılım göstermesi olası. Erkeklerin genç nüfus göçü oranında daha yüksek paya sahip olmasının nedenlerinden biri, toplumsal cinsiyet rolleridir diyebiliriz. Türkiye gibi geleneksel aile yapısına sahip toplumlarda, erkeklerin özgürlük ve bireysel kariyer hedeflerine ulaşma olasılığı daha yüksektir. Erkekler genellikle aileden bağımsız olarak karar alabilme konusunda daha fazla teşvik edilir ve risk alma konusunda toplumsal açıdan daha fazla kabul görürler. Bu durum, yurtiçine göç etmelerini kolaylaştıran faktörlerden biridir. Kadınlar ise toplumsal cinsiyet rolleri ve aile yapılarından dolayı daha kısıtlı hareket edebilirler. Türkiye’deki birçok ailede, kız çocukları genellikle daha fazla kontrol altında tutulur ve ailelerine bağlı bir yaşam sürdürmeye teşvik edilir. Bu durum, kadınların göç etme kararlarını etkileyebilir ve daha az kadının göç etmesine sebep olabilir. Kadınların göç sürecinde karşılaştıkları zorluklar, göç etme kararlarını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Kadınlar genellikle sosyal güvenlik, eğitim ve istihdam konularında daha fazla engelle karşılaşabilirler. Bu durum, yurtdışında kariyer ve eğitim arayışına giren kadınların göç etme oranlarını düşürebilir. Öte yandan, kadınlar yurtdışına gittiklerinde, genellikle sosyal destek sistemlerinden uzak kalmanın getirdiği ek duygusal ve toplumsal zorluklarla da başa çıkmak zorunda kalırlar. Bunlara rağmen kadınların göç etme oranlarında artış gözlemlenmekte. Bu sürecin yeni bir sosyolojik dinamik kazandığını da göstermektedir. Özellikle genç ve eğitimli kadınlar, daha iyi kariyer ve eğitim fırsatları arayışıyla yurtdışına çıkma eğilimindedir. 2023 yılı verilerine göre, yükseköğretim mezunu kadınların beyin göçü oranı %1,6 olarak belirlenmişken, erkeklerde bu oran %2,4’tür. Bu farklılık, cinsiyet rollerinin göç üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyar. Erkekler ve kadınlar arasında gözlemlenen farklı göç dinamikleri, toplumsal cinsiyet rollerinin göç kararlarına olan etkisini net bir şekilde ortaya koyar diyebiliriz.
Peki, bir sosyolog olarak bu konuda ki gözlemleriniz ışığında sormak isterim. Abiniz bu göçü yaşayan aile bireyiniz. Onunla ilgili süreç; okumak üzere gittiğinde yaşadıkları, dönmek istedi mi, yaşadığı zorluklar, eğitimi sonunda kalmaya nasıl karar verdiği gibi sorulabilecek çokça soru var. Abiniz üzerinden örneklersek, siz mesleki değerlendirmelerinizle objektif olarak nasıl değerlendirirsiniz göç sürecini.
Abim eğitim amacıyla yurtdışına gittiğinde, karşılaştığı zorluklar ve deneyimleri, göç eden birçok genç ile benzer noktalar taşıyordu. İlk olarak, idealist bir kariyer hedefi doğrultusunda yurtiçindeki üniversitelerin sunduğu kaynakların sınırlı olmasının ve laboratuvar araştırmalarına ayrılan bütçelerin yetersizliğinin, onun yurtdışında kariyer yapma kararını etkilediğini söyleyebilirim.
Yurtdışına gitmek, kolay bir süreç değil. Abim, birçok mülakat, sınav ve sunumdan başarıyla geçerek hedefine ulaşmayı başardı. Bu süreç, ailemiz için de büyük bir gurur kaynağıydı. Yurtdışında, akademik anlamda daha farklı bir düzeye geçiş yaptı ve karşılaştığı imkânlar, ona daha insancıl bir yaşam ortamı sundu. Ancak, bu idealin zamanla nasıl zorlandığını da gözlemledim.
Küreselleşme ile birlikte sınırlar kolayca aşılabilir hale geldi, piyasalar gelişti ve nitelikli bireyler dünyanın dört bir yanına dağılmaya başladı. Ancak, farklı etnik kökenlerden insanların yaşadığı bir ülkede olmak, zaman zaman kimlik sorunlarına, ayrımcılığa ve siyasi baskılara neden olabiliyor. Abimin yaşadığı birinci dereceden gözlemler, orada başarılı olsa bile tam anlamıyla kabul görmekle ilgili sorunlardı. Bunların çoğunluğu politik kaynaklı. Kariyer ve sosyal yaşamda yüksek başarılar elde etse de, her zaman “öteki” olarak kalmanın getirdiği zorluklarla yüzleşti diyebilirim.
Türkiye’deki sosyal huzursuzluk ve pek çok alanda hissedilen adaletsizlik geri dönüşü zorlaştırıyor. Sonuç olarak bir sıkışmışlık hissi doğuyor. Zamanla, ulus devlet anlayışından küresel bir bakış açısına geçişin tersine bir eğilim görebiliriz. Orta Avrupa ülkelerindeki sağ yükseliş ve milliyetçi söylemler, yeni türden siyasi temelli göç hareketlerine yol açabilir.
Türkiye’deki ekonomik, siyasi ve kültürel sorunlar, göçün en temel sebeplerinden biri. Hem ailemde hem de sosyal çevremde göç edenlerin diğer bir kaygısı güvenlik sorunları. Her gün yaşanan olumsuz olaylar, hak arama zorlukları ve adaletin yerine gelmeyeceğine dair algı, geleceğe yönelik güvensizlik oluşturuyor. Bu durum, hem kişisel ruh halimizi hem de toplumsal hayatı stresli bir hale getiriyor. Aile kurmayı düşündüğümüzde bile, ekonomik ve sosyal çöküş ile güvensizlik, yaşam kaygısını artırıyor. Abimin ve arkadaşlarımın burada gelecek görememesi, bu nedenlerden kaynaklanıyor.
Sonuç olarak, göç eden gençlerin hikâyeleri, bireysel deneyimlerden ziyade daha geniş sosyolojik dinamikleri de yansıtıyor. Abimin yaşadıkları, bu dinamiklerin bir parçası olarak toplumsal yapıdaki değişimleri ve göçün sonuçlarını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.
Melis Hanım öyle güzel anlatıyorsunuz ki kesmek istemesem de sormak isterim. Ülkemizde neredeyse tüm meslek gruplarından birçok genç, önünde aile yakınlarından hiç örnek yokken bir akışa kapılmış gibi çeşitli ülkelere başvurularını yaparken, sizin çok yakın bir deneyiminiz yol açıcınız vardı. Yurtdışına eğitim ya da çalışmak üzere gitmeyi düşünmediniz mi?
Ben de yüksek lisans için yurtdışına mı gitsem, yoksa doktora için mi gitmeliyim ya da iş hayatına girdikten sonra mı denemeliyim gibi çok kere düşündüm. Birkaç senelik iş hayatımdan önceki eğitim hayatım süresinde yurtdışına gitmekten vazgeçmeme sebep olan şeylerden biri de sanırım zaten en yakınım tarafından gözlemlediğim zorluklardı. Bunları o dönem karşılamak için hazır olmadığımı fark ediyorum. İlerisi için konuşacak olursam özellikle iş hayatına giriş, bu alanda kariyer basamaklarını tırmanırken yurtdışına gidip deneyim kazanmanın kendi kariyer yolumda kesinlikle gerekli olduğunu da düşünüyorum. Piyasada aktif bir çalışan olarak hiç olmuyorsa bile global bir şirkette global bir düzeyde iş yapmanın belli yerlere gelmek için gerekli olduğunu da gözlemliyorum. Dolayısıyla ilerisi için yurtdışı fikri benim için hâlâ bir seçenek.
Ben bir anne olarak gençlerin göçünden en çok da ailelerin etkilendiklerini düşünüyorum. Sizin ailenizde bu ayrılık nasıl yaşanıyor?
Aileler için göç, hem duygusal hem de ekonomik zorluklar doğuruyor. Fiziki mesafelerin artması, özlem duygusunu her iki taraf için de yoğun bir şekilde hissettiriyor. Özellikle yakın bağlara sahip ailelerde bu özlem çok daha derinleşiyor. Yakınlarınızın orada yaşadığı zorlukları bilmek, aile içinde kaygı ve korkuya yol açabiliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi, göç edenlerin başarıları ve mücadeleleri aileleri için büyük bir gurur kaynağı oluyor. Göç süreci, ailelerin duygusal durumlarını çalkantılı bir şekilde yaşamasına neden oluyor. Kendi deneyimlerime dayanarak, ailede göç eden kişilerin yeni rutinler ve ritüeller edindiğini gözlemleyebilirim. Zaman dilimi farklılıkları ve tatil veya bayramlardaki değişiklikler, görüşebilmek için planlama ve yeni rutinler oluşturmayı gerektiriyor. Bunun yanı sıra, ekonomik boyutu da göz önünde bulundurulmalı. Bu durum, iki farklı şekilde ortaya çıkabilir: Ailenin göç edene sağladığı destek veya göç edenin aileye sağladığı destek. Özellikle gelir durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının göç etmesi durumunda, ailelerine ekonomik destek olma isteği de önemli bir göç motivasyonu olabiliyor. Bizim ailemizde ise ekonomik etkilerden çok duygusal etkilerin ön planda olduğunu söyleyebilirim.
Her özel günde bir arada olma isteği, sıkıntı anlarında yan yana olma arzusu ve birbirimize daha yakın destek olma dileği her zaman önceliğimiz. Teknolojinin gelişmesiyle her anımızı birbirimizle paylaşma imkânımız var. Ancak dijital görüşmeler yan yana olmanın verdiği yakınlığı her zaman hissettiremeyebiliyor.
Lütfen önemli gördüğünüz başlıkları siz dile getirebilir misiniz? Bizler çok kısıtlı bakış açıları ile belki yazık bu gençlere, yazık bu ülkeye, ailelere yazık boyutuyla bakarak geçiştiriyoruz. Eminim ki göçün ülkeye birçok yönden negatif etkisi olmaktadır. Siz ne dersiniz?
Genç nüfusun yurtdışına göç etmesi, yüzeyde yalnızca bireysel tercihler gibi gözükse de, ülkenin sosyo-ekonomik yapısı üzerinde derin ve çok boyutlu etkiler yaratır. Halk arasında bu durum genellikle “gençlerin vazgeçişi” veya “kaybedilmiş fırsatlar” şeklinde yorumlanıp geçiştirilse de, aslında bu göç dalgasının daha karmaşık ve kapsamlı sonuçları var. Bir ülkenin kalkınması gençlere yaptığı yatırım ile doğrudan ilişkili. Eğitime yapılan yatırım kalkınmanın temelini atmaktır. Eğer kaynaklar sunmuyorsanız, yetiştirdiğiniz nesli beslemiyorsanız gerçek bir kalkınmadan, ilerlemeden söz etmek maalesef mümkün değil. “Beyin göçü”, ülkenin yetişmiş insan gücünün yurtdışına çıkması demektir. Türkiye, son yıllarda bu konuda önemli kayıplar yaşamakta. TÜİK verilerine göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015’te %1,6 iken, 2023’te %2,0’a yükselmiştir. Bu, ülkenin eğitimine büyük yatırımlar yapılan bireylerinin, bu yeteneklerini başka ülkelerin yararına kullanması anlamına gelir. Beyin göçü, uzun vadede Türkiye’nin bilimsel ve teknolojik gelişim potansiyelini de zayıflatıyor. Özellikle güvenlik, adalet ve geleceğe dair umutların azaldığı bir ortamda, göç edenlerin sayısındaki artış, geride kalan gençler için de motivasyon kaybına yol açabiliyor. Ben neden gitmedim, gitmeli miyim, neden gitmiyorsun soruları vb. birer iç çekişmeye dönüşüyor. Bu, toplumsal güven ve dayanışma duygusunu zayıflatarak, bireylerin kendi gelecekleri için umutsuzluk hissetmesine sebep olabilir diye düşünüyorum. Peki, göç hareketinin tersine dönmesi için ne yapmalı? Türkiye’nin genç göçünü önleyebilmesi için kapsamlı ve uzun vadeli stratejilere ihtiyacı var. Eğitim sisteminde reformlar, ekonomik teşvikler ve gençlere yönelik kariyer olanaklarının artırılması gibi politikalar hayata geçirilmeli. Ayrıca, gençlerin yurtdışında eğitim görseler bile ülkeye geri dönmelerini teşvik eden programlar geliştirilebilir. Ancak tüm bunlara rağmen güvenli, adil ve insani bir yaşam ortamı sunamıyorsanız sonra yukarıda yazılan diğer tüm reformları hiç edecektir. Sonuç olarak genç göçünün neden olduğu önemli etkileri ve bu durumun çözümü için neler yapılması gerektiğinin ortaya konması gerekiyor. Sizin belirttiğiniz gibi, yalnızca “yazık bu gençlere, yazık bu ülkeye” demek yeterli değil; daha derinlemesine bir anlayış ve etkili politikalar şart.
Bana vaktinizi ayırdığınız ve yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de Pazartesi14’e gençlerin sesini duyurmasına yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Bu rakamlar gerçekten ürkütücü. Onemli bir röportaj olmus teşekkürler