Son kararı verip valizini toplamaya başlıyorsun.

Başka bir ülke, bambaşka bir kültür ve başka insanların çatısı altında tanımadığın insanlarla yaşamana az bir süre kalmıştır. Daha önce tatmadığın tatlar, duymadığın ama yakında alışacağın kelime kalıpları ve tahmin edemeyeceğin bir sürü yeni düşünceyle bir arada olacaksın.

Hazır olduğunu düşünüyorsun. Sonunda istediğin eğitimi alacaksın, istediğin saatte rahatça dışarı çıkacak, hayalini kurduğun üniversitenin kampüsünde hoş vakitler geçirecek, başladığın işte kazandığın parayla daha güvenli ve rahat bir yaşam süreceksin. Derslere zamanında gidebileceğin, kadın olarak kimsenin seni sorgulamadığı özgür bir ortamda bulacaksın kendini. Aydınlık olmasına ve çevrede insan olmasına rağmen her adımında çantanı sıkıca tutup çevrene tedirgince bakmayacak, her bindiğin takside tatlı başlayan sohbetin istemediğin bir yere kaymayacak, toplu taşımada sona kalmamak için son inen kişiyle inmeyeceksin. Seni endişelendiren sokakların tedirginliği, ince huzursuzluklar olmayacak. En çok bunlardan uzaklaşacaksın. Seni bir kalıba sokma çabasında olmayan, sadece seni eğitip ileriye taşımak isteyen okulunda rahatça çimlere uzanacak ve o anda kalabileceksin. Endişelerin derin bir sessizliğe bürünecek belki de.

Başta rahatlatıcı gelecek. Oh be! Kimseyi tanımıyorum, hiçbir yeri bilmiyorum, sonunda kurtuldum diyeceksin. Ülkeden çıkmak için çabaladım, sonunda oldu diye mutlu olacaksın. Ama bir soru içini kemirmeye başlayacak. Gerçekten gitmek istedin mi? Yıllardır yürüdüğün, her birinin ayrı hikayesi olan sokaklarından, köşebaşı anılarından, ezberlediğin mekanlarından, kaybolsan bile kolaylıkla birini durdurup muhabbet edebileceğin bu güzel şehirden yavaş yavaş uzaklaşacaksın. Sonra belki de büyük bir kopuş…

Sorgulamaların başka yerlere kayacak. Yeşilin ve mavinin iç içe olduğu bu güzelim ülkeden çok mu kolay vazgeçtin? Manzarasına ne kadar baksan da doyamadığın, sokakta herkesin şefkatle baktığı kedi ve köpeklerini ne kadar sevsen de daha çok sevesin geldiği bu ülke gerçekten gidilesi bir yer miydi diyeceksin. Sen de isterdin, doğduğun topraklarda hayatın tadını çıkarmayı, gençliğini istediğin şekilde yaşamayı, akşam olduğunda ise aşina olduğun yemek kokularının geldiği evine girmeyi. Ya da ay boyu emeklerinin karşılığını alarak kazandığın parayla gelecek hakkında kara kara düşünmeden yaşamayı.

Şu anda ise o uçağa binmek gerekiyor. Çünkü bu ülke, artık düşündüğün gelecek için hayal ettiğin fırsatları sunmuyor. Güvensiz yaşam koşulları, artan işsizlik, geleceğe dair endişeler yeni bir yola zorladı seni. Yolun sonunda ise her gün gördüğün, sevdiğin, önem verdiğin insanlarla aranda artık bir otobüs değil; haftalarca süren planlamayla saatlerce süren uçuşlar olacak. Aslında kopmak istemiyorsun. Yine de yapman gerekenin, kendini daha güvende ve değerli hissetme umudunu veren başka topraklara gitmek olduğunu biliyorsun.

Çantana evini hatırlatacak bir resim koyduktan sonra kapatıyorsun ve havaalanına doğru yola çıkıyorsun. O resim hep başucunda duracak fakat camdan dışarı baktığında gördüğün yeni manzaraya “evim” demeye alışacaksın.

Irmak Sesli