Yılın en fantastik, neşenin ve niyetlerin coşup koşturduğu dönemi “Yeni Yıl” zamanları olsa gerek. Her ne kadar modern dünyanın tüketim çılgınlığı ile ilişkilendirilse de süslü caddeler, mağazalar, pastalar, şekerlemeler, kurabiyeler ve hediye paketlerinin karşı konulmaz cazibesiyle, masalsı motiflerde yaşadığımız hazla, mutlu sona erişmeyi diliyoruz. Bu geleneğin milattan önce 46 yılında başladığı düşünülünce kollektif bilincin buradaki etkisi de yadsınamaz gibi.
Düşle gerçek arasında en çok bağ kurduğum yeni yıl figürünün Fındıkkıran olması tesadüf olmasa gerek. Fındıkkıran figürünün “Noel” ve “Yeni Yıl” ile ilişkilendirilmesinin kökeninde hem kültürel hem de sanatsal unsurlar var. 19. Yüzyıl Almanya’sında çocuklara Noel’de oyuncak ve el yapımı figürler hediye etmek gelenekti. Fındıkkıran figürleri, bu dönemde popüler hediyelerden biri haline geldi.
Noel pazarlarında satılan ve özellikle çocuklara hediye edilen Fındıkkıran’ın kötü ruhları kovduğuna inanılır.
Büyük kafalı, dar vücutlu, çirkin yüzlü, büyük burunlu bir Noel masal kahramanı olan Fındıkkıran’ı ne zaman görsem, çam ağacının yanına uzanmış Maire aklıma düşer. Elbette hemen ardından da E.T.A. Hoffman. Farklı Avrupa ülkelerindeki benzer halk öykülerinden yola çıkarak “Fındıkkıran ve Fareler Kralı” isimli kasvetli ve karanlık öyküsünü, 1816’da yazarken kahramanının, en önemli “Yılbaşı” simgelerinden biri olacağını düşünmemiştir muhtemelen.
Avrupa’nın ekonomik ve toplumsal açıdan yıpranmış bir döneminde yaşayan yazarın, mutsuz çocukluğunun da etkisiyle hayal gücüne sığınarak yazdığı pek çok eserinde, ruhunu özgürleştirme arayışında olduğu oldukça aşikâr. Hikâyenin onun yazdığı versiyonundaki daha çok korku, gerilim ve tehditkâr havası, Fransız yazar Alexandre Dumas tarafından, yirmi sekiz yıl sonra yumuşatılarak bir masal havasına dönüştürülmüş. “Fındıkkıran ve Fareler Kralı’nın” ünlenmesi, Rus besteci Çaykovski tarafından müziği bestelenerek Fındıkkıran Balesi’ne dönüştürülmesiyle gerçekleşmiş. Özellikle yılbaşı döneminde dünya çapında bale topluluklarının repertuvarlarından eksik etmediği bu hikâye, ülkemizde Devlet Opera ve Balesi tarafından da sahnelenmektedir. Almanya’dan doğan hikâye, Fransız yazar tarafından popülerleştirilirken, baleye uyarlaması ve müziklerinin bestelerinin Rusya’da yapılmasıyla evrensel bir eser haline gelmiştir.
Noel arifesinde başlayan masalın özeti şöyledir:
Kardeş olan Marie ve Fritz, kilitli odalarda hayalet sesleri hayal eder ve dışarıdan gelen bir gücün uğursuz yaklaşımını hissederler. Noel’den bir gün önce, tek gözlü Vaftiz Babaları Drosselmeier eve gelir. Dalkavuk bir yüksek mahkeme danışmanı olan bu kişinin asıl tutkusu, yaratıcı mühendislik ve yeni icatlardı. Her Noel’de onlara saatli oyuncaklar yapar, bu defa robot saray mensuplarının yaşadığı, devasa bir mekanik şatoyla gelmiştir. Çocuklar, bu hediyeye çok sevinirler. Ancak bir süre sonra, oyuncakların aynı mekanik hareketleri sonsuza kadar tekrarladığını fark ederek sıkılırlar.
Fritz, oyuncak askerlerini kırbaçlamaktan zevk alan sadist, küçük bir çocuktur. Yeni birliklerini birbirleriyle dövüşmeye zorlar. Marie, mor bir süvari üniforması giymiş tahta bir fındık kırıcıyı sever. Çirkindir ama samimidir, garip bir şekilde ona vaftiz babasını hatırlatır. Marie, bu gösterişsiz oyuncağa âşık olur. Fritz, Fındıkkıran’ı çok fazla fındık kırmaya zorlar ve çenesini kırar. Drosselmeier, Marie’ye tamir edilebileceğine dair güvence verirken Marie de Fındıkkıran’ın yarasını elbisesinden bir kurdeleyle nazikçe sarar.
Marie, o gece yeni oyuncaklarla geç saatlere kadar uyanık kalır. Fındıkkıran’ın gözleri yeşil yeşil parladığında korkar. Onu cam kapılı oyuncak dolabına yatırır, yatağına geri dönerken saatin on ikiyi vurduğunu duyar. Bu esnada yolu bir fare ordusu tarafından kesilir. Yedi başlı Fare Kral, döşeme tahtalarını delip geçtiğinde dehşete düşer. Ancak Marie’nin kurdelesini koluna takan Fındıkkıran, oyuncak askerlere liderlik yapar ve onu koruması altına alır. Fare Kral, Fındıkkıran’ı ezmek üzereyken Marie kemirgene bir ayakkabı fırlatır. Bu onu devirir ve Fındıkkıran’ı kurtarır. Ancak Marie geri geri giderken oyuncak dolabına çarparak kolunu keser. Sabahleyin kendini yatakta sargılı ve aşırı kan kaybından zayıflamış halde bulur. Ebeveynleri onun fantastik hikâyesine inanmaz. Drosselmeier ise ona inanmakla kalmaz, aynı zamanda ona Fındıkkıran ve Fare Kral’ın arka plan hikâyesini anlatmayı teklif eder.
Yirmi yıl önce, uzak bir masal krallığında, Herr Drosselmeier adında tek gözlü bir mucit ve simyacı, trajik bir laneti bozmak üzere saraya çağrılmıştır. Güzel kızı Prenses Pirlipat, intikamcı Fare Kraliçesi tarafından çirkin bir cüceye dönüştürülmüştür. Bir yıl önce, saray fareleri o kadar küstah ve saygısız hale gelir ki kralın mutfağındaki yiyecekleri düzenli olarak yağmalamaya başlar. Özellikle kraliçenin ve kralın en sevdiği sosisleri yapmak için kullandığı domuz yağını mideye indirirler. Kral, saray mucidi olan Drosselmeier’e, Fare Kraliçesi’nin ailesinin neredeyse tamamını öldüreceği, kusursuz bir fare kapanı icat etmesini emreder. Kedilerden oluşan bekçilerin 7/24 nöbet tutmasına rağmen, Fare Kraliçesi çocuk odasına girmeyi başarır ve genç Pirlipat’a bir sihir fısıldar. Kafasının kat kat büyümesine, gözlerinin dışarı fırlamasına, ağzının grotesk bir sırıtışa dönüşmesine ve çenesinin pamuksu bir sakal bırakmasına neden olur. O artık yaşayan bir Fındıkkıran’dır. Kral, Drosselmeier’i suçlar. Drosselmeier, simya araştırmaları sayesinde, lanetin ancak Pirlipat’a “krakatuk” adı verilen özel bir ceviz verilmesiyle bozulabileceğini öğrenir. Bu ceviz, hiç tıraş olmamış ve ayakkabı giymemiş bir adam tarafından ısırılarak açılmalı, cevizi Pirlipat’a o yedirmeli ve ardından yedi adım geriye doğru yürümelidir. Yıllarca cevizi ve adamı aradıktan sonra Drosselmeier, kendi kardeşinin bir krakatuk’a sahip olduğunu ve ergen yeğeninin hiç tıraş olmadığını veya ayakkabı giymediğini keşfeder. Genç adam cevizi ısırır, Pirlipat’a verir, altı adım geriye gider, ancak Fare Kraliçesi tarafından tökezletilir. Artık lanet ona aktarılmıştır. Tekrar güzel olan Pirlipat, grotesk küçük bir cüceye dönüşen Genç Drosselmeier’i acımasızca reddeder…
Marie hikâyeden çok etkilenir. Kendini Fındıkkıran’a daha yakın hisseder. O gece Fare Kral, Marie’nin hasta odasına girer. Fındıkkıran’a tüm oyuncaklarını ona teslim etmesini ister. Üzgün ama Fındıkkıran’ı korumaya istekli olan Marie onları ona verir. Ancak Fare Kral sonraki iki gece giderek artan taleplerle gelir. Üçüncü gün Fındıkkıran, eğer ona bir kılıç verilirse Fare Kral’ı öldüreceğini söyler. Gece olunca Fındıkkıran, Fritz’in oyuncak kılıçlarından biriyle silahlanır. Fare Kral’ın yedi tacıyla birlikte zaferle yatak odasına varır. Marie, Fındıkkıran ile birlikte babasının pelerininden tırmanarak Şeker Diyarı’na geçer. Limonata nehirlerini, zencefilli kurabiye evlerini ve şekerlenmiş ormanları keşfederler. Marie, Fındıkkıran’ın şeker sarayına götürülür ve burada kendini tamamen evinde hissedip huzur içinde uykuya dalar…
Sabah Marie yatağında uyanır ve ailesinin dünyasının Şeker Diyarı’ndan veya Drosselmeier’in mekanik şatosundan pek de farklı olmadığını anlar. Haftalar sonra, fantezileri yüzünden ailesi tarafından azarlanan Marie isteksiz ve depresiftir. Bir gün vaftiz babası, büyükbabasının saatini tamir ederken yarı bilinçli bir şekilde, Genç Drosselmeier’i, Prenses Pirlipat gibi asla reddetmeyeceğini fısıldar, cüce kadar çirkin olsa bile. Drosselmeier onun sözlerini duyunca inanmazlıkla haykırır, ancak sesini duyduğunda Marie, açıklanamayan bir patlamayla aniden sandalyesinden düşüp bayılır. Uyandığında, Genç Drosselmeier kapıda yakışıklı bir genç oğlan kılığında belirir. Lanetini bozduğu için ona teşekkür eder. Bir yıl içinde geri gelip onunla evleneceğine söz verir. Hikaye, anlatıcının Genç Drosselmeier’in sözünü tuttuğunu ve onu Şeker Diyarı’na götürdüğünü bildirmesiyle belirsiz şekilde bir notla sona erer “öyle diyorlar…”
Napolyon Savaşları’nın hemen sonrası yazılan eserin tarihsel okumasında Napolyon Savaşları sonrası, güçlü bir ulusal kimlik ve istikrar arayışında olan Almanya için göndermeler olduğu da düşünülebilir. Oyuncakların canlanması, masalsı dünya, savaş sonrası travmadan kaçarak hayal dünyasına sığınma vb… Bu konuda daha derin bir yazıya yeni yılda başlamak daha doğru olacaktır sanırım.
Marie’nin bireyleşme ve içsel yolculuğu, kendi korkularıyla yüzleşmesi, cesaret ve sevgiyle olgunlaşması, ruhsal bütünlüğe ulaşması; bugünlerde modern insanın çıkmazlarını da anlatan önemli ve güçlü bir mesaj. Mucizelere, iyilik ve cesaretin kazanmasına, sevgi ve dayanışmanın yayılmasına ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, belki de en önemli çözüm: kendi versiyonumuzun en iyisine ulaşmak olabilir. İşte o zaman Fare Krallar’ın yedi başına tek bir Fındıkkıran yetecektir. Ne dersiniz?
Özlem Budak
Kaynak;

Çok hoş. Bir masal dünyasında gezindim. Bu günlerde en ihtiyaç duyduğumuz şey. Bir de eninde sonunda iyiliğin kazanması 🙂