Küresel 2008 ekonomik krizinden bu yana tüm dünyada belirgin bir otoriterleşmeden söz etmek mümkün. Suriye’deki savaşın yarattığı mülteci akını, özellikle 2015 yaşanan mülteci krizi milliyetçi sağın yükselişini de beraberinde getirdi.   Bu süreç Avrupa dahil dünyanın pek çok ülkesinde milliyetçi sağ partilerin oylarını arttırmasına, kimi ülkelerde iktidara gelmesine yol açtı. Demokrasinin kalesi olarak gördüğümüz ülkeler deyim yerindeyse birer birer düşmeye başladı.  2024 yılında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, özellikle Fransa ve Almanya’da aşırı sağ olarak kategorize edilen partilerin oy artışı dikkat çekiciydi. Nitekim aşırı sağcı Marine Le Pen Ulusal Birlik (RN) Partisi’nin oyların %31’ini alması ülkede erken seçimleri tetikledi. Yine Hollanda’da yapılan son seçimlerde Geert Wilders’in lideri olduğu aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) ilk sıraya yerleşti. Almanya’da ise yapılan son seçimin sonuçları, aşırı sağın iktidara gelemeyecek olması ve merkez sağ/sol partilerin koalisyon hükümeti kurabilecek çoğunluğu sağlamalarıyla, kamuoyunda geçici bir rahatlama sağlasa da aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisi’nin oy oranını iki katına çıkararak ana muhalefet konumuna gelmesi, siyasette kutuplaşmanın artması, ülkenin karşı karşıya bulunduğu iç ve dış sorunlar, yeni dönemin oldukça zor geçeceğini gösteriyor. (1)

Avrupa’da durum hiç iç açıcı değilken ABD’ de Trump’ın tekrar seçilmesi ise tüm bunların üzerine tüy dikti adeta. Dünyada gidişat hiç iç açıcı değilken, demokratik haklar ve hukukun üstünlüğü bağlamında çıtanın hayli düşük olduğu ülkemizde de dünya ile paralel ancak çok daha katmerli bir otoriterleşmeyi yaşıyoruz. Bu da günden güne hukuk kurallarının tamamen hiçe sayılmasını beraberinde getiriyor.  

Hukukun üstünlüğü modern dünyada genel olarak kabul görmüş temel bir ilke. Ancak pek çok ülke hukukun üstünlüğü temel ilkesini benimsemiş görünse de -yukarıda genel olarak belirttiğimiz nedenlerle- bu ilkelerin büyük oranda kağıt üzerinde kaldığını, içinin boşaldığını söylemek mümkün.

Hukukun üstünlüğüne ilişkin çeşitli tanımlar ve belirlenen ilkeler olmakla birlikte çoğu tanım aşağı yukarı benzer ilkeleri öne çıkarmakta. Örneğin, (2) Avrupa Komisyonu tarafından benimsenen hukukun üstünlüğü ilkesi gereği, tüm kamu güçleri daima hukukun çizdiği sınırlar içinde, demokrasi ve temel haklar değerlerine uygun olarak, bağımsız ve tarafsız mahkemelerin denetimi altında hareket etmelidir. Yine Avrupa Komisyonu’na göre, Üye Devletler farklı ulusal kimliklere ve geleneklere sahip olsa da hukukun üstünlüğünün temel anlamı hepsinde aynıdır ve altı temel ilke sayılabilir. Bu ilkeler;

  • Kanunilik (kanunların yürürlüğe konulması için şeffaf, hesap verebilir, demokratik ve çoğulcu bir süreci ifade eder)  
  • Hukuki kesinlik
  • Yürütme gücünün keyfi kullanımının yasaklanması
  • Temel haklara saygı da dahil olmak üzere etkili yargısal incelemeye sahip bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından etkili yargısal koruma
  • Kuvvetler ayrılığı 
  • Kanun önünde eşitlik 

Bir ülkede yasaların ne kadar etkin uygulandığını, yargının bağımsız olup olmadığını, hukuki güvenliğin olup olmadığını ezcümle yukarıda saydığımız ilkelere ne kadar uyulduğunu ölçen çeşitli endeksler mevcut. Dolayısıyla ülkelerin (en azından verilerin elde edilebildiği ülkelerin, zira hiç veri elde edilemeyen ülkeler de var) Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre kaçıncı sırada olduğu tüm bu bakımlardan önemli bir gösterge. Yüksek puanlı ülkeler -ki bunlar ağırlıklı İskandinav ülkeleri ve bu ülkeler belirtilen kriterler bakımından dünyanın geri kalanına göre çok daha iyi durumda olan ülkeler- yargı bağımsız, hukuk herkes için eşit işler ve yolsuzluk düşük seviyededir. Bu da insanların adalet sistemine güven duymalarını sağlar.  Buna karşılık, düşük puanlı ülkelerde hukuk sistemi siyasi baskı altındadır, keyfi uygulamalar yaygındır ve yolsuzluk kurumsallaşmıştır. İnsanlar hukuk önünde eşit muamele görmeyeceğinden neredeyse emindir ve bu da özellikle sisteme muhalif insanlar açısından yoğun bir insan hakları ihlalini beraberinde getirdiği gibi, mülkiyet hakkı gibi konularda da insanlarda genel bir endişe hali hakim olur.

Dünya Adalet Projesi (WJP) tarafından Ekim 2024 tarihinde yayınlanan Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2024’e göre, hukukun üstünlüğü küresel olarak üst üste yedinci yıldır geriliyor. Rahatsız edici otoriter eğilimler devam ediyor. Geçtiğimiz yıl, küresel otoriter eğilimlerin yavaşlamaya başladığına dair bir miktar umut olduğu, ancak bu yılki Endeks’te, iki kritik Endeks faktöründe daha geniş ve daha derin düşüşler bulunduğu, bunların ise Temel Haklar ve Hükümet Yetkileri Üzerindeki Kısıtlamalar olduğu ifade ediliyor. Yine verilerin değerlendirme sonuçlarına göre, uzun vadeli etkilerin endişe verici olduğu, 2016 ile 2024 yılları arasında, ülkelerin %81’indeki insanların temel hakları için korumalarını kaybettiği, ek olarak, ülkelerin %77’sinde yasama organları, mahkemeler, sivil toplum ve medya tarafından yapılan denetim de dahil olmak üzere hükümet denge ve denetimlerinde bir zayıflama görüldüğü belirtiliyor. Türkiye’nin endeksteki yeri de günden güne aşağılara doğru iniyor. Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2024’e göre Türkiye 0.42. puanla 142 ülke arasında 117. sırada yer alıyor. Venezüella endeksin en altındaki ülke, puanı 0.26. Endeksin ilk sırasında yer alan ülke ise 0.96 puanla Danimarka. İlk 5 ülke ise şöyle sıralanıyor; Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç, Almanya.

Sonuçta, kapitalizmin krizinin günden güne derinleşmesi ve her bir küresel krizin aşılmasının bir öncekinden daha zor hale gelmesi, doğanın fütursuzca talanından, iklim krizinden, bölgesel savaşlardan vb. dolayı kitlesel göçlerin baş göstermesi ve tüm dünyada küçük bir kesim günden güne daha zengin hale gelirken, halkın büyük bir kesiminin de gittikçe yoksullaşması ve neredeyse açlık sınırında yaşıyor olması, yönetenler açısından en temel hak ve hürriyetleri dahi görmezden gelmeye, temel hukuk kurallarının bile askıya alınmasına, aşırı sağın güç kazanmasına gerekçe oluşturuyor. Dolayısıyla 365 günün hepsini hukuk günü olarak kutlasak da hukuksuzluğun ve adaletsizliğin egemen olduğu, insanların kamplaştırıldığı, ötekileştirildiği, en temel beslenme, barınma, sağlık ve eğitim haklarından dahi yoksun olduğu dünyamızda altı doldurulmayan, somut olarak karşılığını bulmayan bir gün olarak kalıyor Dünya Hukuk Günü.

10 Temmuz’un neden Dünya Hukuk Günü olarak kabul edildiği bilgisiyle yazımızı sonlandıralım.

Cenevre’de düzenlenen Hukuk Yoluyla Dünya Barışı konferansları dolaysıyla 10 Temmuz 1967’de bugün Dünya Hukuk Günü olarak ilan ediliyor. Türkiye’de de Bakanlar Kurulu kararı ile 10 Temmuz günü Dünya Hukuk Günü olarak ilan edilmesine karar veriliyor.

Dünya Hukuk Günü, hukukun önemini vurgulamak, hukukun evrenselliği ve adaletin yerine getirilmesi konularında farkındalık yaratmak amacıyla dünya genelinde kutlanıyor ve hukukun evrenselliği ve insan haklarına saygı gibi temel prensiplerin önemini vurgulamayı amaçlıyor.

Daha özgür, barışçıl ve adil bir dünya dileğiyle Dünya Hukuk Günü kutlu olsun.

FERDAĞ ERGİN ÖZTÜRK

Kaynakça:        (1)https://www.bbc.com/turkce/articles/c1jp09ldewyo

 (2) https://commission.europa.eu/