— Bir Kısa Öykü —
Geçen salı, intihar etmeye karar vermiştim.
O gün dünya daha griydi.
Yağmur ince ince yağıyor, pencerenin camı buğulanmıştı.
Parmak uçlarımla rastgele şekiller çizdim cama— bir daire, yarım kalmış bir isim, sonra bir çizik.
Masada paslı bir ustura, boş bir çay bardağı, yarım şişe rakı ve eski bir defter.
Bazen insanın hayatı birkaç eşyaya sığar.
Sarman, pencerenin kenarında kıvrılmıştı.
Gözleri kapalıydı ama arada bir bakışlarını kaçırıyordu bana.
Kediler hisseder.
Ölümü, hüznü, yalnızlığı.
Elimi usturaya uzattım.
Bileğimde gezdirdim.
Bir metalin soğukluğu derinlere işler.
Tam o sırada, sanki anlamış gibi Sarman kalktı.
Sessizce yanıma geldi.
Küçük başını dizime koydu.
Bir süre mırıldandı.
Sonra elimi yaladı.
Birden, içimden bir cümle geçti:
“Kedime kim bakacak?”
Bir kap mama yetmez.
Biraz da sevgi isterler.
Bir ses, bir sıcaklık, bir el.
Bir kapı sesi duymak isterler bazen.
Bıçağı yavaşça masaya bıraktım.
Sigaramdan derin bir nefes çektim.
“Bugün değil,” dedim ona.
“Bugün değil, dostum.”
Ertesi gün bir barda buldum kendimi.
İçimde hâlâ o boşluk.
Boşluğun üstünü alkolle sıvamaya çalışıyordum.
Yanıma bir kadın oturdu.
Saçları ıslaktı, gözlerinde uykusuzluk.
Konuşmadık.
Bir süre sonra onu öptüm.
Ne sevgi, ne şehvet.
Sadece iki yalnızlığın birbirine değmesi.
Bir mezar taşını öper gibi soğuktu.
Kadın kalktı, arkasına bakmadan gitti.
Bir kadeh daha söyledim.
Bir illüzyon mu bu yaşam?
Hepimiz aynı rüyada mı hapsolduk?
Eskiden sihirbaza inanırdım.
Hayatın içinde bir mucize beklerdim.
Bir gün şapkasından beyaz bir güvercin çıkaracağını sanırdım.
O gece yine hayal ettim:
Bir sahnede, tozlu perdelerin önünde sihirbaz duruyordu.
Yüzü flu.
Şapkayı çevirdi, çevirdi…
İçinden yalnızca kuru bir yaprak düştü.
Sonra boş bir kâğıt.
“Bu kadar mı?” dedim içimden.
“Bu mu hayatın numarası?”
Sihirbaz başını eğdi.
Gözlerinden ince bir yaş süzüldü.
O da yorulmuştu.
Mucizelere inanan kimse kalmamıştı artık.
Sokakta yürürken eski bir dostla karşılaştım.
Bir zamanlar geceleri sabahlara dek konuştuğum adam.
Göz göze geldik.
Bir an durdu.
Sonra yüzünü çevirdi.
Yanımdan geçti, omuzlarımız hafifçe çarpıştı.
Ne bir selam, ne bir bakış.
Bir zamanlar “kardeşim” dediğin birinin artık seni görmezden gelmesi…
O bıçak en derine işler.
Bir dostun en katil tarafını görmek zordur.
Ve insan, buna alışmaz.
Cebimde son bir sigara parası kalmıştı.
Ayaklarım beni mezarlığa götürdü.
Mezarlık çiçekçisi.
Yaşlı, sessiz bir adam.
Yüzünde çizgiler, gözlerinde yorgunluk.
Kapıdan girdim.
— Bir karanfil, dedim.
— Şu kadar param kaldı. Yeter mi?
Adam başını kaldırdı.
Beni tanımış gibiydi.
— Yeter, dedi.
— Ama her seferinde böyle gelme.
Bir an sustuk.
Gözlerimdeki boşluğu görmüş olmalı.
— Ben de yıllar önce bir kedi için yaşadım, dedi sessizce.
— Bir küçük can için.
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
Bir dost da bazen hiç tanımadığın bir adamdan gelir.
— Ceketim eski, dedim.
— İstersen onu da veririm.
Adam başını salladı.
— Ceketini çıkarma. Gece serin olacak.
O gece yine aynı rüyayı gördüm.
O kadın, bu kez bir tarantuladan korkuyordu.
Bütün gece kaçtı durdu.
Ben de onu izliyordum.
Ne yardım edebildim, ne uyanabildim.
Sevgililer artık iskeletlere benziyor.
Dostlar birer katil.
Hayat — bitmeyen, kötü yönetilmiş bir oyun.
Gelecek salı ne yaparım, bilmiyorum.
Belki yine pencerenin önünde otururum.
Belki bu kez usturayı daha uzun tutarım elimde.
Şimdi meyhaneye gidiyorum.
Garsonun çakmağı hâlâ cebimde.
Onu geri vereyim bari.
Sonrasında…
Belki yine bir kadını öperim.
Mezarlık çiçekçisine dönüp başımı eğdim.
— Teşekkür ederim, dedim.
Karanfiller için.
SON
“Hayat bazen yalnız bir kedinin mırlamasında saklıdır.”
Deniz Düşünen
