Niye öyle kırgın bakıyorsun ki? Niye öyle küskün, dargın, hüzünlü? Ben sana n’ettim, n’eyledim? Bilmedim, bilemedim şimdi. Senin o deniz gözlerin sanki kesif, sanki sürgün bir kırgınlığın girdabına düşmüş gibi. Ama neden? Ben sana n’ettim ki?
Tek söz çıkmıyor ağzından. Dudakların titriyorken hem. Ama bin kelâmı kurşun misali ardarda sıkıyor gibi.
Bu dondurucu suskunluğun neden? Fotoğraf gibisin. Donuk ama suskun, solgun ve kırgın. Siyah beyaz üstelik ve sararmış.
Öyle bakıyorsun uzaktan. Hiç gözlerini kırpmadan. Hiç konuşmadan ama susmadan! Bir sessiz çığlık, bir lâl haykırış beynimde yankılanıyor.
Ben sana n’ettim, n’eyledim. Uğraştım, didindim; çaresizliğimi senden gizledim. Kendi içimin karanlığında inzivaya çekildim.
Dualar ettim her gece. Seni diledim, seni dilendim. Güneşe küfrettim her şafakta yine sensiz bir güne doğdu diye. Geceyi iple çektim dört duvar boş odaya sığınmak için. Kaldırımlarda seni aradım, parklara, sahillere küfürler savurdum. Anılarımın olmadığı bir kentte seni aradım durdum. Bulamadım.
Ben sana n’ettim n’eyledim? Sevmekten başka özlemekten başka? Elimi uzatacak kadar yakınken neden fersah fersah uzaksın? Neden bir kelam bir selam gelmiyor senden? Yüreğimi savuruyorum ayaklarının önüne her seher ama sen geçmiyorsun bizim sokaktan. Duymuyor musun, beni duymazdan mı geliyorsun?
Ben sana n’ettim n’eyledim?
Bir bilebilsem suçumu günahımı cürmümü. Bir metruk mahpustayım; duy artık sesimi!