Yedi yıl önce küçük bir masa etrafında başlayan bir fikirdi Pazartesi14:
yazının kalacağına, kelimenin yeterince ısrar ederse kendi yolunu bulacağına dair neredeyse mütevazı bir inanç.

Bugün, o inancın nasıl büyüdüğünü merak eden okura söyleyebileceğimiz şu:
Pazartesi14, NEYYA’nın iç sesi olarak başladığı yerden çok daha geniş bir alana yayıldı.
Önce okurları çoğaldı; sonra yazarları, şairleri, eleştirmenleri, editörleri, tasarımcıları…
Bir dergi, ancak mutfağı kadar güçlü olabilir; bizim mutfağımız zamanla bağımsız bir hafıza, kendi estetik ölçüsünü kuran bir topluluk hâline geldi.

Yedi yılın asıl hikâyesi belki de şu:
Pazartesi14 büyürken, kimse acele etmedi.
Her metin kendi ritmiyle geldi, her katkı kendi ağırlığını taşıdı.
Sessiz ama sürekli bir çoğalma yaşandı.
Bu yıl okunurluğun önceki tüm ayları aşması da o sessizliğin bir sonucu, birikerek gelen bir ilginin işareti.

Peki yedi yıl sonra hâlâ neyi merak ediyoruz?
Dilin nereye evrildiğini, okurun hangi seslerde kendini bulduğunu, yeni yazarların hangi kırılmalardan geçerek yazıya ulaştığını.
Bizim için dergi, hâlâ bir laboratuvar: kelimelerin sınandığı, seslerin çeşitlendiği, yaratıcı risklerin mümkün olduğu bir yer.

Ve evet, yedi yaşındayız.
Bu yaşın bize söylediği şey çok basit:
Ne kadar değişirsek değişelim, yazının kalacağına dair ilk inanç hâlâ yerinde duruyor.

Pazartesi14 yine aynı yerden sesleniyor, biraz daha olgun, biraz daha geniş bir kadroyla, ama aynı ısrarla:
“Yazı Kalır.”