KİTABEVLERİNDE ZAMANA AÇILAN KAPILAR

Portekiz edebiyatı sadece Saramago ve Pessoa’dan ibaret değildir; ancak Lizbon’un her caddesinde, sokağında, kafesinde, kitabevinde ve kütüphanesinde bu iki simgeyle karşılaşmak kaçınılmaz. Lizbon’un kültürel ve edebi kalbi olarak bilinen Chiado semti ise bu konuda en zengin bölgelerden biri.

Bölgenin önemli caddelerinden Rua Garrett’de görmeyi hedeflediğimiz iki mekân vardı. Birincisi Guinness Dünya Rekorları tarafından “dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kitapçısı” olarak tescillenen Livraria Bertrand ve hemen karşısında bulunan A Brasileira Kafe.

Bu cadde Lizbon’un en canlı alışveriş ve kültür noktalarından biri. Tıpkı İstanbul’un Cağaloğlu’su gibi mürekkep kokusuyla kurulmuş. Dönemin kitapçıları, yayıncılar ve edebiyat kahveleriyle kültür üretim merkezi. Edebiyatın şehirle kurduğu en güçlü bağ burada hissediliyor. Tarihte sokaklarında yürüyen şair, yazar ve edebiyat emekçilerinin ayak izleriyle dağıtım kamyonetlerinin tekerlek izlerinin birbirine karıştığı cadde; bugün Chiado’nun merkezi buluşma noktası. Tiyatrolar, kitapçılar, tarihi kafeler ve ışıltılı mağazalar aynı çizgide birleşiyor. Bu modern halinde 1732’den bugüne ulaşan Livraria Bertrand’ı bulmamız zor olmadı.

Kitapçının tam karşısında, Pessao heykeli karşıladı bizi. Bronzdan yapılmış heykelde sandalyede oturur pozisyondaki Pessoa’nın yanında bir masa ve masanın diğer tarafında boş bir koltuk var. Tokalaşma pozisyondaki elini boş sandalyeye doğru uzatmış, sanki gelen okurlara “hoş geldiniz” diyor. Belki de Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Álvaro de Campos gibi heteronimleri için yapılmış bir selam. Lizbon kültürüne ve edebiyatına katkısını onurlandırmak adına bir nevi teşekkür hediyesi olarak 1988 yılında heykeltıraş Lagoa Henriques tarafından kafenin önüne yapılmış. Hemen arkasında müdavimi olduğu Brasileira Kafesi yer alıyor. Tarihi boyunca pek çok Portekizli yazar ve şairi ağırlamış olsa da modernist hareketin öncüsü, heteronimleriyle edebiyatta devrim yaratan Pessoa’nın en sık gittiği kafe olarak, edebiyat çevresinin en önemli figürü olmuş.

Kafenin kuruluşu 1905 yılına kadar uzanıyor. Brezilya’da kahve ticareti yapan bir Portekizli Adriano Telles, Lizbon’a döndüğünde gerçek Brezilya kahvesini tanıtmak için bu kafeyi kurmuş. O dönemde Brezilya kahvesini acı bulan Portekizlilere bu kahveyi sevdirmeyi hedeflemiş. Bir kilo kahve alana ücretsiz bir fincan kahve fikrini uygulamış, başarılı da olmuş. Portekizlilerin içtiği “bica” adıyla sunulan kahvenin burada doğduğu söyleniyor. Lizbon’un entelektüel merkezi haline gelmesi 1920’lerde gerçekleşmiş. Yazarlar, sanatçılar ve düşünürler burada bir araya gelirmiş. En ünlü müdavimi Fernando Pessoa olunca, Brasileira hem tarihi hem kültürel bir simge olarak korunmuş. Bizim gittiğimiz saatte kapalı olduğu için içeriyi görme şansımız olmadı. Ancak hemen karşısında bulunan Livraria Bertrand tüm ışıltısıyla bizi bekliyordu.

Livraria Bertrand, 1732’den beri kesintisiz faaliyet gösteren, dünyanın en eski kitapçısı ve tarih boyunca Portekizli yazarların buluşma noktası. Kitapçının resmi ve tarihi adı Livraria Bertrand. Kurulduğu günden beri bu isimle biliniyor. Ancak yıllar içinde şubeleşerek zincire dönüşmüş. Ana mağaza ve tarihi merkez şube olan bu mağazası Bertrand do Chiado Kitabevi ismiyle tanımlanıyor. Oldukça iyi görünen Kitabevi’nden kitap aldığınızda özel Bertrand damgası basılıyor. Kurulduğu günden itibaren etkili bir şekilde kitap sattığı için “antik çağ bir direktir” sloganına göre yaşadıklarını kendi sitelerinde belirtiyorlar.

Kitabevi, Fransa’dan Portekiz’e göç eden Pedro Faure tarafından burada açılmış.1742’de Pierre Bertrand ortak olmuş. Daha sonra Faure’nin kızıyla evlenerek aile bağını güçlendirmiş. Faure’nin ölümünden sonra işletme “Bertrand Kardeşler” adıyla devam etmiş. Bertrand ailesi, 18. yüzyıl boyunca kitapçıyı büyütmüş ancak 1755 Lizbon Depremi kitapçıyı tamamen yıkmış. Bertrand ailesi pes etmeyip geçici bir süre farklı bir yerde faaliyet gösterdikten sonra 1773’te Chiado’daki Rua Garrett’te yeniden açılmış. 18. ve 19. yüzyıllarda sadece bir kitapçı değil, entelektüellerin buluşma noktası olmuş. Fernando Pessoa, Eça de Queirós gibi yazarlar burada vakit geçirirmiş. Bugün nostaljik atmosferi ve modern hizmetleriyle Lizbon’un kültürel simgelerinden biri. Deprem, bir iç savaş, bir kral cinayeti, Cumhuriyet’in uygulanması, Avrupa’nın birleşmesi gibi olaylar yaşamış bir şehir hafızasıdır.

Kitabevinin yedi odası var. Her birinden geçmek Portekiz tarihi ve edebiyatının bir bölümünü izlemek aslında. Farklı bir kitapçı. Çünkü bir kitapçı olmasının yanı sıra, çeşitli odalar ve onlara sponsor olan yazarlar arasında bir keşif gezisi yapmanın mümkün olduğu bir müzeyi andırıyor. “Son başlangıçtır” diye başlayan Bertrand Manifestosu mimarisine de yansıtılmış. Ana kapıdan veya Mayıs 2017’de Rua da Anchieta’ya açılan Kafe kapısından içeriye girdiğinizde her türlü kitabevinin içinde bir başlangıçtasınız.

Odaların her biri farklı bir Portekizli yazarın adıyla anılıyor. Ana kapıdan girdiğimizde sağlı sollu raflarda yeni çıkanlar, romanlar, Portekiz edebiyatından seçme kitaplar titizlikle diziliydi. İkinci odada Dünya klasikleri, Nobel koleksiyonları hemen gözümüze çarptı. Sonraki oda Portekiz Edebiyatı ve şairlere ayrılmış gibiydi. Yerli yazarlar ve eski yayınevlerine ait görseller vardı. José Saramago’nun bulunduğu bölmede Nobel ödüllü yazarın eserleri ve hayat hikâyesi panolarında edebiyatın politik gücüne vurgu yapılmıştı. Yazarın edebi mirasını ve toplumsal duyarlılığını yansıtan görseller de bulunuyor. Devamında ise Tarih ve Politikalar Odası, Sanat ve Mimari Odası, Çocuk kitapları bölümü gibi kategoriler yapıldığı söylenebilir. Genel olarak hangi odada hangi kategoride kitapların raflarda yerini aldığını anlamak pek kolay olmuyor. Ancak anlamlandırabildiğimiz kadarını buraya aktarmaya çalıştım. Eça de Queirós, Almada Negreiros, Alexandre Herculano, Sophia de Mello Breyner Andresen odalarda yoğunlukla gözlemlediğimiz isimlerdi. Eserleri, biyografileri ve görsel sanat çalışmaları fark ediliyordu. Son oda küçük etkinlikler için hazırlanmıştı. İmza günleri, edebiyat söyleşileri, çocuk etkinliklerinin yanı sıra özel sergiler de yapılıyormuş. Kitap raflarının bittiği noktada ise ufak bir geçiş alanından Cafe Bertrand’a ulaştık. Pessoa odasının hemen yanında, edebiyat atmosferiyle bütünleşmiş bir alan.

Fernando Pessoa’ya ayrılan bölümde eserlerinin dışında Tamara Alves’in yaptığı büyük mural ve heteronimlerini anlatan panolar vardı. Odadan odaya geçiş için tasarlanan koridor da çok özeldi. Koridor duvarları, mağazanın tarihini anlatan resim ve yazılarla süslenmiş. Kurucusu Bertrand’ın hayatı hakkında bazı bilgi, belge ve resimler genel dekorasyona dahil edilmişti. Özellikle bu açıdan kitapçı, açık bir kitap olarak kabul ediliyor. Üç yüzyıllık bir kitap üstelik.

Ertesi gün sıradaki durağımız için trene bindik. Lizbon’un Alcântara semtinde bulunan, günümüzün en önemli kültür, sanat ve gastronomi merkezlerinden biri olan Lx Factory’ye ulaştık. Burası 1846’da bir tekstil endüstri kompleksi olarak kurulmuş. Sanayi döneminde Lizbon’un üretiminde önemli rol oynamış, yüzlerce işçiye ev sahipliği yapmış. 2008’de yaşanan bir kırılma noktasıyla, dönüşüm süreci başlamış. Tamamen terk edilip yıkılmamış, mevcut endüstriyel yapılar korunarak yeniden işlevlendirilmiş. Eski makineler, raflar ve endüstriyel mimari bilinçli olarak bırakılmış. Üzerine kitapçılar, galeriler, restoran ve ofisler eklenmiş. Çağdaş kültürle endüstriyel miras bir araya getirilmiş. Terk edilen fabrika binaları restore edilerek, kültür ve ticaret merkezi haline getirilmiş.

Fabrika duvarları, Portekizli ve uluslararası sanatçıların yaptığı devasa duvar resimleriyle kaplı. Her köşede başka bir sürprizle karşılaşmak mümkün. Kafeler, vintage mağazalar ve dövme stüdyoları sağlı sollu yürüyüşünüze eşlik ediyor. Ve elbette Dünyaca ünlü Livraria Ler Devagar burada. Portekizce “Yavaş Oku” anlamına gelen etkileyici kitabevi, kitap ve sanatın birleştiği bir alan olmasının yanısıra düşünce merkezi. Kitabevi buraya 2008 yılında taşınmış.

Yüksek tavan, metal merdivenler, devasa kitap rafları, duvar resimleri, mekânın ortasında asılı bisiklet, eski baskı makineleri, sergilenen resimler… Klasik edebiyat, sanat, mimari ve çağdaş eserlerden oluşan 50.000’den fazla kitap barındırıyor. İçinde kafe ve plak dükkânı da bulunuyor. Mekân görsel bir şölen sunarken aslında çok katmanlı sembollerle misafirlerini derin düşünmeye davet ediyor.

Tam ortada, tavanda asılı uçan bisiklet, kitabın dünyasına girildiğinde fiziksel gerçeklikten kopuşu ve zihinsel yolculuğun yansıması adeta. Bir kez okuduğunda sınırlarından kurtulan zihin özgürleşir diyor. Önemli bir sembol olarak, kitabevinin tavanında fizik kurallarına meydan okuyor. Bisikleti süren figür ise okurun ta kendisi. Yavaş ama sabit pedal hareketleriyle okuma ritmi, gösterilen çaba ve merakın eylemi.

Endüstriyel dekorunda yer alan metal iskeletlerin, çıplak kolonların ve eski baskı makinelerinin bilinçli olarak seçildiği çok belli. Tüm bu dekoruyla, hafızanın alanı olduğunu ziyaretçilerine bir kez daha gösteriyor. Eskiden gerçek anlamda bir baskı fabrikası olduğunu unutturmuyor. Baskı makinelerinden, mürekkepten, fiziksel üretimden kitap kültürüne bir saygı duruşu sunuyor. Elbette emeğe de öyle.

Hız çağında böyle bir kapıdan girmek, yavaşlamak, estetik detaylar arasında kitaplarla olmak ve okumak devrimci bir eylem değil de nedir? Bunu burada daha çok fark ediyor modern insan. Dünyanın en güzel kitapçı-kafelerinden biri olmanın gururunu yaşayan kitabevine son kez hayranlıkla bakıp hafızamızda koruma altına aldık.

Özlem Budak

Kaynak:

https://www.bertrand.pt/online/chiado-worlds-oldest-bookstore

https://lxfactory.com/en/homepage-en/