Yüksek, gösterişli bir rezidansta bir stüdyo daire. Dairede siyah, beyaz ve gri dışında bir renk taşıyan bir unsur bulunmuyor. Daire tamamen steril ve fonksiyonel. Dairede hamamböceği göremez ya da bir sivrisinek tarafından ısırılamazsınız. Komşularınızla bırakın kavga etmeyi, tanışmanız, hatta seslerini duymanız bile çok zor. Hidrofor bozulmaz. Bulaşık makinesi musluğun hemen yanındadır; bulaşıkları makineye koyarken yere su damlamaz. Kapılar kapanmak için vardır, gıcırdamak için değil. İşte böyle bir dairede oturmanın bir bedeli vardır.
Daire sakini Damla Tenibeyaz bu bedeli Instagram’da influencer’lık yaparak ödemekteydi. Üç yüz bine yakın takipçisi vardı, dile kolay. Damla, çok genç yaşından beri ileride ün kazanmaya yönelik sarsılmaz bir istek taşıyordu. İnsanların bir ünlüye karşı gösterdiği o özel ilgi ve hayranlık bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydi. Ünsüz bir hayat yaşamaya değmezdi. Ünlülerin her hareketi büyük bir ilgiyle izlenir, sokakta yürüdüklerinde insanlar bakışlarını onlardan alamazlardı. Ünlülerin his ve düşünceleri sıradan insanlarınkinden daha önemli bulunurdu. Güldüklerinde hayranları da güler, ağladıklarında hayranları da ağlardı. Ayrıca en lüks arabalara onlar biner, en lüks tatillere onlar çıkardı.
Damla’nın tanıdığı ünlü kadınların büyük çoğunluğunun ilk bakışta göze çarpan ortak özelliği güzel olmalarıydı. Evet, sihirli sıfat buydu. Güzel oyuncular, güzel müzisyenler, güzel sunucular, güzel modeller, ünlü erkeklerin güzel eşleri. Güzel olmayan kadın ünlüler de tanıyordu elbette ancak onlar olağanüstü eserler ortaya koyan çok yaratıcı insanlardı. Damla bu türden işlere girişmek için gerekli olan içsel güçten yoksundu.
Kendini bildi bileli, Damla’ya bir özdeğer duygusu sağlayan yegane şey başkalarının onu güzel bulmasıydı. Kendisiyle pek ilgilenmeyen ailesi konu Damla’nın güzelliğine geldiğinde onu övgülere boğardı. Sınıfındaki erkekler diğer kızlardan ziyade ona aşık olurlardı. Damla, ünlü güzelleri düşünüp kendisinin de onlardan biri olacağını hayal ederek mutlu olurdu. Yaşıtları arasındaki en güzel kadın olduğu kanaatine varmıştı.
Instagram ne kutsal bir buluş ünlü olmak isteyenler için! Genç bir kadın eğer biraz cesareti varsa hızlı bir şekilde takipçilerini artırabilir ve ünlü olabilir. Ne mi yapması gerekiyor? Her şeyden önce hesabı halka açık olmalı. İkinci olarak paylaşımlarında dekolteli kıyafetler giymeli. Sonra, paylaşımlarını havalı ve eğlenceli mekanlardan yapmalı, deniz ve havuz kenarları ya da gözde restoranlar gibi. Paylaşımlarında özellikle yiyecek-içecek ve kozmetik ve hijyen ürünleri gibi birtakım ürünlere yönelik olarak öpmek ve sarılmak gibi tapınma ritüellerinde bulunmalı. Herkesin yaşadığı türden hayat olaylarını (yoga yapmak, matcha latte içmek, yumurta pişirmek, vize almak ve sevgilisinden ayrılmak gibi), bunları başkalarıyla paylaşmanın başkalarına ne gibi bir değer kattığını düşünmeksizin, sadece kendisinin başına geldiği için önemli sayarak takipçileriyle paylaşmalı. Takipçilerine makyaj malzemesi markalarını tanıtarak nasıl makyaj yapılacağını göstermeli ve (bu biraz daha cesaret gerektiriyor) duş alırken, kullandığı şampuan markasını tanıtmalı. Her zaman için neşeli bir küçük kız çocuğunu taklit etmeli. Konuştuğu videolarda (örneğin makyaj yaparken) romantik ilişkilerden bahsetmeli ve özellikle ideal partneri bir türlü bulamadığından şikayet etmeli. Ve son olarak, her gün en az bir paylaşımda bulunmalı.
Instagram hesabını açtığı ilk günden beri Damla bu gereklilikleri eksiksiz yerine getiriyordu. Ama bu Damla’nın ve hayatının mükemmel olduğu anlamına gelmiyordu elbette. Damla’nın ayaklarından birinde altı parmağı vardı. Bikinili fotoğraflarını biraz dikkatle incelediğiniz zaman hiçbirinde ayakların gözükmediğini fark ederdiniz. Damla bir paylaşım yaptığında saatler boyunca aldığı like ve yorumların sayısını takip ediyordu ve sürekli olarak kendisine denk olduğunu düşündüğü başka influencer’ların benzer paylaşımlarının kaç like ve yorum aldığını araştırıyordu. Bu nedenle sıkça göz doktoruna gidiyordu. Kendi paylaşımlarından çok daha kötü olduğunu düşündüğü paylaşımların (ki çoğu zaman kötü olduklarını düşünürdü) daha fazla like ve yorum aldığını görünce öfke nöbetleri geçiriyordu. Paylaşacağı yeni makyaj stillerini kuaförlerden öğrenmeye çalışıyordu ancak çok soru sorduğu için birkaç kez kuaförler tarafından ıslak ve sabunlu saçlarla kovulduğu olmuştu. Ürünlerini tanıttığı markalardan yeni teklif gelmeyince büyük endişelere kapılıyor, akşamları uyku uyuyamıyordu. Bir haftasonu bir paylaşımda bulunmayagörsün, bir sonraki paylaşımının like sayısı en az yüzde otuz düşüyor, Damla’nın kendisini toparlaması birkaç gün alıyordu.
İşte yine dolu dolu influencer’lıkla geçen günlerden birinde, yaptığı yirmi sekiz denemeden sonra şampuan tanıtımına ilişkin olarak paylaştığı tanıtım videosunun kaç like aldığını takip ederken, sayının aniden 102. like’ta durduğunu fark etti. Videoyu yeniliyordu yenilemesine ancak 102 bir türlü 103 olmuyordu. 102 kişi tarafından beğenilmek yeterli değildi. Rakipleri genelde bunun on katı like alıyordu. Hemen paylaştığı videoyu incelemeye başladı. Güzel çıkmamış mıydı yoksa? Oysaki bu tür bir tanıtım videosunun gerektirdiği her şey vardı videoda. Dairesinin renksizliği her zamanki gibi Damla’yı öne çıkarıyordu. Elleri terlemeye, kalp çarpıntısı hızlanmaya başladı. “Bu nasıl olabilir? Nasıl beğenmezler benim gibi güzeli? Tanıttığım makyaj malzemelerini satın almaya güçleri yetmediği için kesin beni kıskanıyorlar.” diye düşündü.
Bir süre sonra, Instagram’da sadece kendi videosunun değil, genel olarak video akışının durduğunu fark etti. Sayfayı yenilemesine rağmen hep aynı videolar karşısına çıkıyor ve bu videoların da like sayısı artmıyordu. Konu kendisiyle ilgili olmadığı için ferahladı. Peki neydi olup biten? İşin ilginci Instagram dışındaki sosyal medya platformlarına girmeye çalıştığında onların da donup kaldığını fark etti. Google’a “Instagram’a giremiyorum” diye yazdı. Çıkan arama sonuçlarından Instagram dahil tüm sosyal medya platformlarına hükümet tarafından erişim engeli getirildiğini anladı. Erişimin ne zaman tekrar açılacağı belirsizdi. Ağzı açık yarım dakika kadar kalakaldı.
O gün ilk defa olmak üzere telefonu elinden bıraktı. Nedenini kavrayamadığı bir rahatlama hissi bedenini sardı önce (Nedeni belliydi: Kaç like aldığını saymak, kendisini başkalarıyla kıyaslamak, bir sonraki paylaşımına hazırlanmak zorunda değildi de ondan!). Ama bu kısa rahatlama anından sonra “peki ben ne yapacağım şimdi?” sorusu aklına çivi gibi çakıldı. Endişelenmeye başlamıştı. Gözleri salonda duran yoga matına ilişti. “Yoga mı yapsam acaba?” diye aklından geçirdi. Birkaç saniye sonra “Kimse beni görmeyecek ve like atmayacaksa neden yoga yapıyorum ki ben?” diye sordu kendine. Cevaplayamadı. Salonda biraz dönüp durduktan sonra ölümü beklemeye koyulduğuna ilişkin bir düşünce tüylerini ürpertti. Yaşlanmak ve ölmekten korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmazdı.
Artun Mimar
