Başkalarının hayatı hakkında karar verme hakkını kendimizde ne zaman buluruz?

Bu sene Berlin Film Festivalinde (Berlinale) 22 film yarıştı. 21 Şubat gecesi Türk-Alman yönetmen İlker Çatak’ın yönettiği ‘’Sarı Zarflar’’ (Yellow Letters), 2026 Berlin Film Festivali’nde en iyi film dalında Altın Ayı ödülünün sahibi oldu. İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper’in “Kurtuluş” (Salvation) filmine gitti. 

Berlinale’nin Gazze’de yaşananlara ilişkin tutumu, yönetmen ve oyuncuların güncel siyasi konularda görüş belirtip belirtmemesi tartışmaları ile geçen festivalin ödül töreni de politik mesajlara sahne oldu. Törende Filistin bayrağı açıldı.

Başrollerini Özgü Namal ile Tansu Biçer’in oynadığı “Sarı Zarflar,” Türkiye’deki siyasi baskılar nedeniyle işlerini, evlerini, dostlarını ve hatta aralarındaki sevgiyi kaybeden tiyatro oyuncusu Derya ile tiyatro yazarı Aziz’in hikâyesini anlatıyor. Filmde, muhalif çıkışlar yapan sanatçı ve akademisyenler üzerinde artan baskılar, sosyal medya paylaşımları yüzünden açılan davalar konu edilirken, “İdeallerden vazgeçilebilir mi ya da ne zaman, nasıl vazgeçilebilir?” sorusu soruluyor.

Gerçek olaylardan esinlenerek Batman ve Mardin’de çekilen “Kurtuluş”un başrollerinde Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman ve Naz Göktan oynuyor. Film, “teröristlere” karşı koruculuk yapan Hazeran aşireti ile yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları köylerine geri dönen Bezariler arasındaki kan davasını ve yaşanan husumeti anlatıyor. Türkiye’nin güneydoğusunda geçen ancak hiçbir yere, zamana, tarikata veya aşirete referans vermeyen film, bu nedenle de evrensel olabilecek bir hikâyeye işaret ediyor: Halkın kin, din ve korku ile manipülasyonu.

En İyi Yardımcı Oyunculuk Performansı dalında Gümüş Ayı alan İngiliz-Amerikan yapımı “Queen at Sea” filmi yaşlılığı, yaşlılıkta başa gelen demans hastalığını sorguluyor. Ama asıl can alıcı soru şu; Leslie’yle ilgili önemli kararları kim verecek, eşi mi, öz çocuğu mu, tarafsız bir kurum mu? Daha da önemlisi alınacak kararlar gerçekten Leslie’nin iyiliğini mi gözetir, yoksa daha çok yakınlarının çıkarlarını mı?

Avusturyalı yönetmen Markus Schleinzer’in “Rose” filmindeki rolüyle Alman aktris Sandra Hüller, Başroldeki En İyi Oyunculuk Performansı dalında Gümüş Ayı’nın sahibi oldu. Filmde erkek kılığına giren bir kadını canlandıran Hüller, bu dalda ödülün favorileri arasında yer alıyordu. 

Berlin Film Festivali Jüri Başkanı Wim Wenders’in, “sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız” ifadelerini ”akıl almaz” ve ”vijdansız” olarak niteleyerek sert bir şekilde eleştiren Hintli yazar Arundhati Roy festivalden çekildiğini duyurdu. İzlemeyi heyecanla beklediğim Sarı Zarflar ve Kurtuluş filmlerinin yanı sıra, politik olarak adlandırılsın ya da adlandırılmasın yaşlı olmanın ve kadın olmanın zorluklarını merceğine alan Queen at Sea, Rose filmleri ve diğer festival filmlerine de kişisel olan politiktir ya da her eylem politiktir yaklaşımından bakmak mümkün. Queen at Sea filmini bir bakıma özetleyen, başkalarının hayatı hakkında karar verme hakkını kendimizde ne zaman buluruz, cümlesini politik bulmamak elde mi?

İyi seyirler.

Oya Öztürk Kaya

Kaynak: Euronews.com