Hak, yaşamsal organlarımız gibi vazgeçilmezdir. Haklarımızın büyük bir bölümü yasalarla düzenlenmiştir. Yazılı olarak düzenlenmiş yasaların yanı sıra sözlü yasa dediğimiz geleneklerle belirlenen kurallar da sosyolojik yapı içerisinde kendini göstermekte ve insan yaşamına doğrudan müdahale edebilmekte ve çoğu zaman yazılı yasaların koruyucu özelliğini dahi dışarıda bırakacak kadar tehdit oluşturabilmektedir. Ülkemiz için sözlü yasalara “Töre” ve “Gelenekler” örnek olarak verilebilir.

İnsan Hakları, devlet karşısında hiçbir ayrım gözetmeksizin bir kişiye ait olan yaşam, eşitlik, özgürlük, mülkiyet ve güvence gibi haklardır. İnsan Hakları aynı zamanda kişileri devlete karşı koruma amacı da taşır. İnsan haklarının bazıları devletlerin hukuk sistemi içerisinde yer almaktadır. Ancak bazen devletler kendi çıkarlarına uygun olmayan maddeleri hukuk sistemine dahil etmeyebilir.

Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da diğer görüş, uyruk ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da statüye dayalı ayrımcılık olmaksızın hak ve özgürlüklere sahip olma hakkı, ilk olarak 1948’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde ifade edilmiştir. Bu hakları korumak amacıyla hazırlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, erkekler tarafından ve erkeklerin kendi yaşam deneyimlerine dayanarak genel başlıklarla hazırlanmıştır ve kadınların sadece kadın olmalarından ötürü karşılaştıkları hak ihlallerinin hiçbirini içermez. Örneğin; erkeklerden kadınlara yönelen bir suç olan “kadına yönelik şiddet” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer almaz. Bu durumda. İnsan Hakları Sözleşmesi ve benzer diğer sözleşmeler kadınlar açısından yeterli olmamakta ve kadınların özgün düzenlemelere ve haklara sahip olma ihtiyacı doğmaktadır.

Bu nedenlerle; kadının insan haklarının korunması ve tanıtılması için uluslararası platformda kabul edilen bir normu tanımlamak ve kadınların ekonomik, politik, sosyal ve kültürel hayata katılım ve katkılarını geliştirilmesi amacıyla çerçeve oluşturulmak üzere, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979’da Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) hazırlanmış ve Ülkemiz tarafından da 1985 yılında bu sözleşme imzalanmıştır.

“Kadının İnsan Hakları” İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ve insan hakları kavramını dünya kadınları açısından yeniden yorumlayarak oluşturmayı amaçlayan bir kavramdır.

Kadınlar, öncelikle anne ve eş kimliği ile var olmakta, kadın kimliği ile toplumsal yaşama katılma ve birey olma fırsatından yoksun yaşamaktadırlar. Bu geleneksel yapı nedeniyle kadınların toplumsal yaşama katılımını kolaylaştıracak yasalarla korunmuş ve sözlü yasaların kadınlar üzerinde oluşturduğu yoğun daraltıcı baskıyı engelleyecek eğitimlerin düzenlenmesi ve bu eğitimlerin devlet tarafından güvence altına alınması zorunludur.

Kadınların, yazılı yasalarla düzenlenmiş ve korunan hakları olması ve kısıtlayan, engelleyen sözlü yasalardan korunacak yasaların düzenlenmesi halinde; özgüven duygusunun gelişmesi, bireyselleşmenin gerçekleşmesi (ben de varım), kendi rollerinin ve sorunlarının farkına varmaları, sorgulamaları ve çözüm üretmeleri, ev dışında çalışmaya başlamaları ve üretkenliklerini fark etmeleri, yasal hakları konusunda bilgilenmeler ve haklarını aramaları, cinsel kimliklerini fark etmeleri halinde kadınların aile ve toplum içerisinde kabul ve saygı görerek statülerinin yükselmesi sağlanabilecektir. Bir ülkenin tam eksiksiz kalkınmasının, dünyada refahın ve barışın elde edilmesi için kadınların erkeklerle eşit şartlarda ve her alanda azami katkıları gerekmektedir. Kadınların aile refahına ve toplumun kalkınmasına yaptıkları büyük katkı henüz tam olarak anlaşılamamaktadır.

Kadınların bilgi, beceri, eğitim, insiyatif gücü gibi niteliklerinin artırılması, ortaya çıkma olasılığı olan pek çok sorunun önlenmesi anlamına gelmektedir.

“Kadının insan hakları evrenseldir. Korunması devletin ve toplumun sorumluluğudur.” Mücadeleye devam.

Şükran Özdoğan

Sosyal Hizmet Uzmanı