Sosyal medyanın yorucu telaşından bunalmıştım ve kendimi ondan uzaklaştırıp yollara attım. Ne telefon ne internet, hepsinden çok uzaktım artık.
Yol boyunca yürüdüm, yürüdüm… Bir ağacın yanına yanaştım. Kavurucu güneş sıcaklığından ağaç dallarının gölgesine sığındım. Tek bir ağaç. Neden tek başına kalmış diye düşünürken bir ses duydum. Zihnimdekileri okumuş olsa gerek dallarını bana doğru eğdi ve sonra ekledi.
–Bir sürü arkadaşım vardı burada, hepsini kestiler, yok ettiler. Onların yerine kocaman evler diktiler. Beni burada bir başıma bıraktılar. Yakın zamanda bu topraklara da ev yapacaklarmış, beni de bulamayacaksın, yok olacağım yakında.
Ağacın konuştuğunu duyunca buz kesildim, gözlerim büyüdü, dilim tutuldu. Ağaç sustu bir daha konuşmadı. Korktum, oradan uzaklaştım.
Sıcağın etkisiyle çok susadım temiz bir akarsu gördüm. Akarsudan ellerimle su içtim, öyle coşkulu akıyordu ki hayran kaldım.
Afiyet olsun, diye bir ses duydum, etrafıma baktım, kimseler yoktu.
–Ben akarsuyun sesiyim korkma, afiyet olsun fakat hiç yağmur yağmaz, insanlar sürekli su tüketirler! Tükenen suların yerine yenisi gelmezse kuraklık olur, susuzluk olur. Bu gidişle ben de kuruyacağım yakında dedi akarsu bana.
Ben hayretler içinde biraz korku, biraz şaşkınlıkla oradan uzaklaştım. Yürümeye devam ettim, bir yandan da yaşadıklarımı düşündüm. Güneş tepemde, yakıcı bir güneş, eritiyordu sanki beni! Güneşe doğru baktım, gözlerim kamaştı.
–Bana bakma, gözlerin bozulur diye bir ses duydum. Kimsin sen, dedim heyecanla.
–Ben Güneş, seni yakarım, aslında bu kadar yakıcı değildim fakat atmosfere gelen gazlar beni bu hale getirdi. Sonum ne olacak bilemiyorum dedi Güneş.
Dilim tutulmuştu sanki! O gün ağaç konuştu, dere konuştu, güneş konuştu, ben konuşamadım! Diyecek bir söz bulamadım, söyledikleri her şey doğruydu.
İnsanlar hırsları yüzünden doğayı yok ettiler, iklimin dengesini bozdular. Doğa bile dile geldi, insanlar doğayı duymazlıktan geldi!
NİLGÜN KURNAZ
