Bu bir virgülün hikâyesiydi. Nokta değil, soru işareti değil, ünlem veya üç nokta hiç değil. Minik virgül küçük bir nokta iken bile bilmiyordu duracağı yeri Ağzı laf doluydu ama kalemlerini kaybetmiş bir kâğıt kadar sessizdi. Dilsiz bir virgül olarak doğdu harflerin evliliğinden.
Annesi A Hanım, babası B Beyi bir yazarın sayfasında görüp beğendi. B Bey de A Hanım’a karşı ilgiliydi. Etrafları harflerle doluydu. Nice çıtır Ç’ler, kibar K’ler olmasına karşın, sanki A Hanımda başka hiçbir harfte olmayan bir güzellik vardı. Başka bir sesi, başka bir aydınlığı vardı Bay B için. Bir paragraf başında evlendiler sakin minik bir düğünle. İlk çocukları olan meraklı Soru İşareti kıvır kıvır saçlı bir kızdı. Daha doğar doğmaz soran gözlerle bakıyordu tüm harflere. Bir işaretsin sen dediler, adını Soru İşareti koydular. Ne sorsa cevapladılar. Her sorusunun cevabını bilimsel açıklamalarla anlattılar.
İkinci çocukları olan kahramanımız Virgül için A Hanım, “pek de sert tekmeliyor karnımı” dedi B Beye gülümseyerek. Oğlumuz nokta olacak dediler. Huzurla günleri günlere eklediler. Erken bir doğum oldu. Heyecanlı Virgül geliyordu. A Hanım çığlık çığlığa hemşire Ünlemi çağırdı. Nokta diyorlardı, bizim aceleci Virgül doğdu. Sesi çıkmıyordu Virgül’ün ama gözleri mimikleri nice harflere değer dediler.
Adını Virgül koydular. Sevgiyle yoğurdular. Yorulmadan, usanmadan ilgilendiler her bir çocuklarıyla. Dinlemekten, yazmaktan ve sevmekten hiç vazgeçmediler. Cümlelerden cümlelere hep birlikte koştular. Virgülü nokta etmek için uğraşmadılar, soru işaretini başka işaretlere dönüştürmediler, oldukları gibi sevdiler çocuklarını. Bulacaklardı çocukları, kendi yollarını. Birlikte aileydiler. Yaşasın izler, işaretler, kelimeler ve bitmek bilmeyen cümleler… Yaşasın hisleri anlatanlar. Yaşasın kendi olanlar.
Refika Toraman
