Nazım, Türkçe’nin ta kendisiydi. Keskin, kıvrak, içten. Yüksek sesti, haykırıştı, inlemeydi, sevdaydı. Sonra onun gibi yazmaya kalktık, binlercemiz. Kimimizin dili yetmedi, kimimizin ufku, kimimizin hasreti. Belki içimizden birileri, az da olsa, ona yaklaşabildi.

Defterler, en az bilinenidir. En çok şey söyleyeni de. Güneş. Deniz. Yarım bir cümle. Bitmemiş bir isyan. Kalemi bırakmadı. Susmak, ona yaşamamak gibi geldi.