
Nazım, Türkçe’nin ta kendisiydi. Keskin, kıvrak, içten. Yüksek sesti, haykırıştı, inlemeydi, sevdaydı. Sonra onun gibi yazmaya kalktık, binlercemiz. Kimimizin dili yetmedi, kimimizin ufku, kimimizin hasreti. Belki içimizden birileri, az da olsa, ona yaklaşabildi.

Defterler, en az bilinenidir. En çok şey söyleyeni de. Güneş. Deniz. Yarım bir cümle. Bitmemiş bir isyan. Kalemi bırakmadı. Susmak, ona yaşamamak gibi geldi.

Susmadılar, korkmadılar. Anılarına saygıyla,
Gül Demet
Ben ise susuyorum, korkmuyorum. Sadece yoruldum/yorulduk tum bu mucadeleden. Sokak çöpleriyle bile mucadele ediyorum, onu bile basaramiyorum.
Tesekkurler yazi icin