Hatice avazı çıktığı kadar bağırırdı iki katlı evin sokaktan başlayan ve evin ikinci katına kavuşan merdivenlerine doğru.

“Duygu duuuyy
g
g u asağ ıya insene hadi
seneee
eeee”.

Hatice’nin dudaklarından dökülen sesler 14 basamaklı merdivenle çıkılan balkondaki evin giriş kapısını yalayarak bir L çizer, evin yarısını çevreleyen balkonda kararsız dolanıp Hatice’nin dudaklarına geri gelir sanardı Hatice.

Dudağına yapışan sesleri, zıplaya zıplaya merdivenlerden balkona geri fırlatırdı.

Bahriye Teyze plastik bir tabureye çömelerek bakır leğende çamaşır yıkardı, küçük tüpün üzerinde kaynayan güğüme uzanıveren elinin içine eskimiş fanilayı buruşturup koyardı eli yanmasın diye.

 “Duygu duuuyy
g
g u asağ ıya insene ha di se ne.”

Arka tarafına bakan odasının penceresinden zıplardı Duygu L şeklindeki balkona. Pencereden kaçarken kafasını sola çevirirdi. Odasının içinde bir küçük oda, adına babanesinin yüklük, Duygu’nun yorgan odası dediği odanın kapısına bakardı, yeşil boyalı yorgan odasının kapısına. Karanlık, serin yorgan kokulu odanın kapısına. Kışın bu odadan çıkan yorganlar hep soğuk olurdu, babanesi çamaşır yıkardı elinde. Şartlayıverdim bundan sonrası hızlı olur derdi, şartlama suyunu ziyan olmasın diye alaturka tuvalete dökerdi.

Hatice kendi sesini görürdü basamaklar ile dudakları arasında ikişer üçer zıplayan.

Hatice’nin zıplayan sesi Duygu’nun elinden tutuyordu merdivenin pervazından kayarak inen Duygu’nun.

Bir eli pervaza tutunmuş bir elinde ayağına dolanmasın diye kıvırdığı eteği, elinde Hatice’nin zıplayan sesi, elinde pencereden kaçtığı için kızdırdığı babanesi, elinde dua kitabı.

Hatice’yi görünce bütün ellerini Hatice’ye verirdi mahalleyi olmadık biçimde bölen demir sokak kapısından çıkmadan.

Mahallenin bütün evleri iki katlıydı. Mahallenin bütün evlerinin sokağa açılan merdivenlerle birleşen balkonları L şeklinde evleri dolaşırdı, mahallenin bütün evlerinin okula başlamamış çocukları yazın kuran kursuna giderdi.

Okuma bilmeyen çocukların dua kitapları olurdu, Duygu ve Hatice’ nin dua kitapları bileklerinden sallanan naylon torbalarda hoplaya zıplaya, hoplaya zıplaya taşınırdı, uzun etekleri bacaklarına dolanırdı, ince tenlerine değen uzun etekler giyerdi ikisi de.

Mahallenin beş evini yedi evden ayıran demir kapı, mahallenin dört evini altı evden ayıran bir başka demir kapı daha. Birazdan birinden geçeceklerdi yine.

Hatice’nin eline bıraktığı elini unutuverirdi Duygu, Hatice dua kitabını taşıdığı plastik poşeti bileğine doğru çekerdi elleri rahat mi rahat elleri, demir kapıyı hep Hatice açardı diğer eliyle. Duygu geçerdi açılan demir kapıdan, demir kapıyı geçince Hatice`yi daha çok severdi.

Camide halıların üzerinde koşarken tülbentlerini bağlarlardı, hoplayarak bağdaş kurup yere oturuvermeye de hep gülerlerdi. Terlikleri karışırdı Hatice’nin Duygu’ya, Duygu’nun Hatice’ye caminin avlusunda. Camiye girerken savururlardı terlikleri, çıkarken de sek sek adımlar ile terliklerine zıplarlardı. Yere basarlarsa babaneleri eve almazdı Hatice ile Duygu`yu. Birbirlerinin terliklerini giyip koşarak demir kapıya geri gelirlerdi camiden.

Caminin halılarını, yorganların üst üste yığıldığı yüklüğü, odunların üst üste yığıldığı odunluğu severlerdi. Çamaşırların şartlanmasını sevmezlerdi, babanelerini çalardı çamaşırların şartlanması, çamaşırın en uzun kısmıydı şartlama, babanelerini çalan her şey içlerini sıkardı.

Demir kapıyı yine Hatice açardı, sol eliyle Duygu’nun elini tutardı. Konuşmazlardı pek, demir kapıdan geçer geçmez Duygu’nun evinin balkona açılan merdiveninin oraya varırlardı, Duygu balkona bakardı babanesine görünmeden geçivermek için odunluğa. Babanesine görünürler ise, “İki lokma bi şeyler yiyin” diyen sesi takip edip eve çıkarlardı, kimseler yoksa odunluğa geçerlerdi.

Duygu odunların üzerine uzanırdı, Hatice yerde kıymık arardı.
“Bi daha ki sefere ben hasta olucam tamam mı tamam mı” derdi Hatice “Kalem getirelim mi yanımızda ben kıymık istemem” derdi.
“Ben kıymık istemem kalem getirelim” derdi Hatice.

“Tamam” derdi Duygu.

“Akşamüstü sokağa çıkmıycaz mı zaten, ben kalem alırım evden” diye eklerdi sabırsızca

Bacaklarını kasıklarına doğru sıkıştırırdı Duygu. Hızlanan nefesi, sıkışan kasıkları, bileğindeki naylon poşeti, Hatice`nin elindeki kıymık.
Kıymık eteğinin üzerinden tenine değerdi, tenine eteğin üzerinden değerdi. Sıkışmış kasıklarının arasında külotunu bulurdu eteğini buruşturarak, yakaladığı külotunu kasıklarından yukarıya doğru çekiştirirdi, kıymık tenine batardı.

“Bastırmaya devam ediyim mi azcık daha” derdi Hatice

“Ya daha çok bastırsana” diyen iç sesini kendine saklardı, utanarak gözlerini kapardı.

“Tamam” derdi sadece Duygu kısılan sesiyle.

Duygu’nun dudaklarından dökülüveren “tamam” merdivenlerden balkona kaçardı.

Derya Tarım