Bu yıldan önce İlahi Komedya benim için daha önce anlamlandıramadığım birkaç görsel ve isimden ibaretti, bir de Hz. Muhammed’in Dante’nin cehenneminde olduğunu duymuş, buna bir anlam verememiştim. Katman katman Dante’yi anlamak belki bu kitap. Bütün sene mitoloji, tarih, felsefe, kutsal metinler, geometri, astroloji, Floransa, Aristoteles, İbni-Sina ve adını sayamayacağım kadar çok isim, bilgi arasında gidip geldik, inanç, töz, öz tartışmalarına daldık, Vergilius gibi hocamın verdiği anahtarlar ve şifrelerle kahcehennem kah cennet kapılarını açtık, yıldızlar hep eşlik etti bize, yine de yeterince derinlere inemedim, geniş düşünemedim. İlahi Komedya’da adı geçen onca isim ve olaydan sonra ben de en çok kalan şey Dante’nin kurgusunun muhteşemliği, bunun üzerine ne yazılabilir bilmiyorum. Arzın dibinden sonsuzluk alemine kadar kurduğu, yerleştirdiği, adalet dağıttığı, suçlara ceza, umutlara ödül biçtiği bir dünya bu, hayal ötesi, şiir ötesi. Homeros gibi

dünyayla iç içe,

    “Güneşin saçlarını kovada serinlettiği, gecenin gündüze eşit geldiği yılın genç döneminde,

    kırağı, toprağa ak bacısının,

bir yazı kamışı gibi kısa ömürlü

görüntüsünü verdiğinde,

    samanı tükenen köylü

kalkıp da her yeri bembeyaz görünce; dövünür elleriyle ve döner evine,

     yakınır bir o köşede, bir bu köşede, ne yapacağını bilemeyen çaresiz biri gibi;

ama yeniden çıkıp da dışarı,

    dünyanın yüzünün kısa sürede değiştiğini görünce, umudu canlanır, alır sopasını,

otlamaya götürür koyunlarını”

Cehennem XXlV(1)

    Odysseia gibi mitolojik karakterler ve azimle, Aeneas gibi umutla dolu. Yıkıp yeniden yapmak, kurşun insanları kendi yazdığı olay örgüsüyle hayatın savaş alanında yeniden dizayn etmek; yaratıcıyı anlamlandırmak için. Peki yaratıcının adil olmadığı durumda ne yapmalı? Kendi ruhundaki yaratıcıyı kelimelerle, şiirle yeniden yaratmak, kendi adil mahkemesinde yargılamak. Bu mahkeme keskin bir zeka ürünüdür. Orada tarafsız kalmak bile suçtur.

 “Cennet, güzelliği gölgelenmesin diye kovdu bunları, isyancı meleklere onur katmayacakları

için Cehennem’in dibine de almıyorlar onları.”

Çünkü insan olmak eylem gerektirir.

     “Tanrı’nın yaratılış sırasında cömertçe verdiği yetiler içinde en önemsediği, cömertliğine en uygun düşeni

      seçme özgürlüğü adını taşır;

ancak akıllı yaratıklar, yalnızca onlar bu yetiyle donatılır.”

Cennet V (19)

    O henüz 35 yaşında hakkında aforoz ve ölüm kararı verilen, yaşadığı yerden yirmi yıla yakın sürgün edilen bir şairin, dünyayı yeniden yıldızlarla, takımyıldızından galaksilere kadar kurma gücü. Dilin bunun için yeterli olduğunun göstergesi; sınır tanımayan hayal, bilgi, gözlem ve sadece kalem.

Sadece kalem dünyayı yeniden yazabilir.

    Artık dünyaya bakarken tüm evreni görüyorum ben de. Tüm insanlık halleri, bir bütünlük ve zıt kutuların dengesinde dünyanın çevresinde dönüp dönüp duruyor ve güneş de tüm bunların çevresinde ışıklarını saçarak ancak insanın niyetine göre onu ışıldatarak dönüyor aynı galaksinin içindeki yörüngesinde.

    “Ruhun sizin vücudunuzda

işlevlerine uygun çeşitli organlara

yayılması gibi,

     gökleri döndüren aklın etkisi

yıldızlarda çoğalır, ama bütünlüğü hep aynı kalır.

    Değişik erdemler, döndürdükleri değerli nesneyle değişik biçimde kaynaşırlar, tıpkı yaşamın sizinle kaynaşması gibi.

    Nesneye karışan erdemin kutsal kökeni nesnenin ışımasını sağlar,

sevinçten ışıyan bir gözbebeği gibi.

    Değişik görünmesi ışığın ışıktan,

yoğunluktan değil bundan ileri gelir.

Parlakla donuğu oluşturan, işte biçime ilişkin bu ilkedir.”

Cennet II (133)

   Kitabı okurken cehennem bölümünde beni en çok etkileyenlerden biri Dite kapısıydı.

    Muhteşem bir tasvirle şeytanların, alevlerin, çamurun anlatılması, Erinysler, leş gibi kokular saçan bataklık, yoğun sis; görsel, kokusal hapsolmuşluk hissi, her tarafı kaplayan kötülük, Tanrının görevlendirdiği dışında kimseye geçit vermeyen kapı; umutla beklenen, suda yürüyen.

Cehennem,

    “Ateşten yeni çıkmış gibi

kıpkırmızı camileri seçiliyor şimdiden, uzaktaki vadide.”

    “Her şeyin döndüğü gökyüzünde

en karanlık, en ırak köşe o köşe:”

    “kulenin bir yerinde birden kan rengi üç cehennem cadısı belirdi;

görünüşleri, yürüyüşleri kadın gibiydi,

    bellerine yeşil su yılanları dolamışlardı;

    korku saçan alınlarında saçların yerini boynuzlu yılancıklar almıştı.”

    Ustam bunların ölümsüz gözyaşı

melikesinin nedimeleri olduklarını anlamıştı.

“Yırtıcı Erinys’lere bak” dedi.

     “Megaira, sol tarafta gördüğünün adı; sağda ağlayan Alekto; ortadaki Tisiphone.” Bunları dedi, sustu sonra.

     Tırnaklarıyla göğsünü paralıyordu her biri,

vücutlarını yumrukluyor, öyle bağırıyorlardı ki,

korkudan ozana sarıldım sıkıca.

Cehennem X (37)

   “Su kurbağalarının, baş düşmanları su yılanlarından kaçıp, kendilerini sudan karaya atmaları gibi,

    binlerce ruhun, ayakları ıslanmadan yürüyerek Styks’ten geçmekte olan birinin önünden kaçtıklarını gördüm.”

   Ve bunların içinde bir kahraman değil, insani zaafları olan bir yolcu, tüm bölümlerde umudunu ve cesaretini kaybetmeyen. Belki en etkilenecek şey de buydu benim açımdan, korkan ama devam eden.

    “Ey beni en az yedi kez esenliğe çıkartan; korkunç tehlikelerden kurtaran sevgili rehberim” dedim, “beni bırakma,

    eğer izin vermiyorlarsa, daha ileri gitmemiz yasaksa, birlikte geri dönelim geldiğimiz yere.”

    Tüm komedyanın ve birçok bölümünün matematiksel inşası harikaydı.

    “Hıristiyanlığın üçlem (teslis) ilkesini belirttiği için 3

sayısı ortaçağda özel bir önem kazanmıştı. Bu sayı, bakışımlı bir

yapısı olan İlahi Komedya’da da önemli bir işlev yüklenir. Her

şeyden önce yapıtın tümü üçlüklerden oluşur. İlahi Komedya 3 ana bölüm içerir. Cehennem’in giriş kantosu dikkate alınmazsa,

her bölümde 33 kanto vardır. Kantoların toplamı olan 100

sayısı, 1 + 33 + 33 + 33 olarak ayrışır. 33 sayısı 3’ün 10’la

çarpımına yine kendisinin eklenmesiyle oluşur. 10 sayısı ise 3×3 + l’den oluşan kusursuz bir sayıdır, 100’ün de kareköküdür.

Beatrice, Araf ın 30. kantosunun 73. dizesinde ortaya çıkar. Bu

kanto 145 dize içerdiğine göre, Beatrice kantonun tam

ortasında (72 + 1 + 72 = 145) ortaya çıkmış olur. 30 sayısı ise

10’un 3 katıdır. Bunun gibi Araf’ın altıncı kantosunda Floransa

ile İtalya’nın durumu ele alınırken, Cennet’in altıncı

kantosunda Iustinianus’un ağzından Roma’nın tarihi özetlenir.

İlahi Komedya’nın üç bölümü de yıldızlar sözcüğüyle sona erer. “

Önsöz, Rekin Teksoy

   Farklı sevgi çeşitleri,

   ayrı sınıflara bölünen kutsal ruhlar,

   saldırganların sınıflandırılması;

başkalarına şiddet uygulayanlar,

kendilerine şiddet uygulayanlar,

Tanrının yarattıklarını şiddet uygulayanlar.

   Kendilerine şiddet uygulayanların ağaca dönüşmüş ruhları, bedenler dalda asılı. Etkileyici, çünkü mantıklı ve ürpertici bir gerçeklik var Dante tarafından biçilen cezalarda.

   Yılana dönüşmüş hırsızlar; aklımı, ruhumu bedenimi çok ve çok zorlayan dönüşümler,

    “Ovidius, Kadmos’tan, Arethusa’dan söz etmesin;

birini yılana, ötekini pınara çevirse de şiiri,

kıskandıramıyor beni:

    çünkü bu iki varlığı,

özleri birbirine karışacak biçimde

birleştirmeyi asla başaramadı.

    Yılan, kuyruğunu çatal gibi

ikiye ayırdı, yaralı ise

ayaklarını yan yana getirdi.

    Bacaklarla kalçalar öyle birleşti ki, çok geçmeden, ek yerlerini bile

belli edecek bir iz kalmadı geriye.

    ikiye ayrılan kuyruk ötekinin yitirdiği biçimi alıyordu; birinin derisi yumuşarken,

sertleşiyordu birininki.

    Kollar koltuk altlarına girmişti,

hayvanın kısa ayakları uzarken,

kollar kısalıp çekilmişti.

    Sonra arka ayaklar büzüldü,

erkeklerin gizledikleri organa

dönüştü: öteki zavallının organından iki ayak çıktı”

Cehennem XXV ( 97)

Araf,

    kayaya kazılı sahneler,

Musa’nın buyruklarının bulunduğu sandığın Davut tarafından Kudüs’e götürülmesi, adeta arafta taşa oyulan Kitabı Mukaddes.

   Erdemin taşa oyulmuş hali,

    “imparator Traianus sözünü ettiğim:

atının dizginlerini gözü yaşlı,

acılı dul bir kadın tutuyordu.

    Atlılar sarmıştı dört bir yanını,

tepelerindeki altın kartallar

rüzgârda dalgalanıyordu.

   Kalabalığın orta yerindeki kadın sanki: “Senyör, yüreğim yanıyor, oğlumun kanını yerde bırakma” diyordu.

    O da kadına yanıt veriyordu:

“Dönmemi bekle”; kadın: “Senyör” diyordu sabrı tükenmiş gibi, “geri dönmezsen peki?”;

    o: “Benim yerimi alan, yerine getirir dileğini”; kadın: “Sen yapmazsan üzerine düşeni, başkasının iyiliğinden sana ne?”;

   o: “Yüreğin rahat etsin, buradan gitmeden önce yerine getirmem gerekiyor görevimi: adalet böyle istiyor, merhamet engelliyor beni.”

   Yeni hiçbir şey görmeyen yaratmıştı, bizim için yepyeni, bizim için yabancı bu görsel söyleşiyi.”

Araf X (76)

    Beline dolanan saz, erdem

Çölde yenilen çekirge, erdem

Doğru yolda çekilen acı, erdem

Ve maddenin altın çağı değil

Ruhun altın çağı,

Erdem.

Cennet,

   “benzersiz bir baharın bezediği

iki kıyı arasında, ışıklar içinde

akan bir ırmak görünmüştü gözlerime.

    Işıl ışıl kıvılcımlar yükseliyordu

sudan, çevredeki çiçeklere konuyorlardı altın işlemeli yakutlar gibi;

  sonra çiçek kokusundan başlan dönmüş gibi yeniden o eşsiz suya dalıyorlardı, biri suya girerken, biri dışarı çıkıyordu.”

Cennet XXX (61)

   Tabii bulutların ötesinden sonsuzluğa uzanan kutsal sevgi, umut ve inanç konusunda da Dante’nin söylediği binlerce şey var, sadece birisini alayım buraya.

    “Ey Havva’nın yavruları, kurumlanın,

başınız göklerde gidin şimdi,

gittiğiniz kötü yolu görmek için yere bakmayın!”

Araf XXII (70)

Peki insan nasıl oldu da yanlış yönlere sapabildi?

Daha fazla bilgi için Araf XVI (67-105) arasına bakılabilir.

İlahi Komedya tüm inançlarda amacından sapan din adamlarına yapılan eleştirilerde dolu, yoksulun evi olması gerekirken zenginlik abidesi olan kiliseler, devlet işlerine karışan bağış kabul eden papalar, kutsal kitapların övdüğü basit hayatı reddeden rahipler, sinsi siyaset oyunlarına  alet olan din; hepsi deyim yerindeyse duymaları gereken tüm eleştirileri, alayları duyuyorlar Dante’nin şiirinde yüzyıllardır ve O yokluğu erdem yapan Fransisken rahip San Francesco bazilikasında uyuyor, yankısı çağırıp hakkında defalarca ölüm cezası veren  Floransa onun açtığı yoldan Rönesans’a uzanırken.

    Altınla gümüşü tanrı yaptınız kendinize; putatapardan farkınız,

bir yerine yüz puta tapmanız.”

Cehennem XIX (112)

    “İnsan kendine uygun olmayan

bir yazgıyla karşılaşırsa, yerini bulamayan her tohum gibi, ulaşamaz başarıya.

    Doğanın önerdiği ilkelere

uyum gösterseydi eğer aşağıdaki dünya, çok daha iyi bir toplum olurdu yeryüzünde.

    Ama siz, kılıç kullanması gerekeni dine yöneltiyor, vaaz vermesi gerekeni kral yapıyorsunuz;

    işte bu nedenle doğru yoldan sapıyorsunuz.”

Cennet VIII (137)

   “Sonsuza dek sürmeyen nesnelere bağlanıp, o sevgiye yüz çevirenin sonsuza dek ceza çekmesi gerekir.”

Cennet XV (10)

    “İsa’nın gelini (kilise) benim kanımla (Petrus)

Linus’un, Cletus’un kanlarıyla,

altın kazanmak için beslenmedi;”

    “Buradan görülen, otlakların tümünü yırtıcı kurt kılığında çobanların (papalar, papazların) sardığı;

ey koruyucu Tanrı, niçin korumuyorsun halkını?”

    Ey doyumsuzluk, öyle boğuyorsun ki ölümlüleri altında, kimse gözlerini

dalgaların üstüne çıkarma gücü bulamıyor kendinde!

    İnsanların yüreğinde iyilik yeşeriyor, ama sürekli yağan yağmur erikleri çürütüyor.

    Yalnızca küçük çocuklarda var artık, inançla saflık, ama bıyıkları terlemeden önce kaçıveriyor ikisi de.

    Kekelerken oruç tutan kişi,

öğünlü öğünsüz demeden her şeyi

midesine indiriyor dili çözülünce,

    emeklerken anasını seven,

sözünü dinleyen, anasının ölümünü

bekliyor büyüyünce”

Cennet XXVII

40-42

55-57

121-135

   Tüm bunlar şimdiki din, politika, iktisat   hayatımızın birebir gerçekleri olduğu gibi şimdi de yaşadığımız hayatın içindeki insanın binlerce hali de var bu edebi şiirde, bu yüzden değişik çoklu evrenlerde de çok bildik, sıcacık.

   “Deniz kıyısındaydık biz yine,

gideceği yol aklından çıkmayan

yüreğiyle yürüyüp, bedeniyle duran

bir yolcu gibi”

Başka bir yorum, “seyahate çıkacak yolcuların gidecekleri yolu hayal etmesi gibi ruhumuz ilerde kemiklerimin geride kalmıştı.”

Araf II (10)

    “Zar oyunu sona erince

yenilenin içine sıkıntı çöker,

zarlara sarılır yeniden, bilensin diye;

    herkes yenenin peşinden gider;

kimi önde yürür, kimi onu arkasından çeker,

     kimi varlığını yanında belli eder;

yenen, durmayıp yürürken herkesi dinler,

   elini uzattığı, çekilip gider;

böylece kurtarmış olur kendini.”

Araf VI (1)

    “İnsanın erdemlerinin çocuklarına geçmesine az rastlanır; erdemleri ancak istenince veren böyle istediği için durum böyle.”

Araf VII (121)

    “Gemiyle denize açılanların,

sevgili dostlarından ayrıldıkları günü anımsayıp

yüreklerinin ezildiği saatlerdi;

    yurdundan ilk kez ayrılanların,

uzaklardan gelen, ölen güne ağlar gibi bir çan sesi duyunca yüreklerinin burkulduğu saatlerdi.”

Araf VIII (1)

   “Belki de ilk derdinin etkisiyle

kırlangıcın acı acı ötmeye başladığı,

   aklımızın bedenden uzaklaştığı,

tasalardan arındığı,

   gördüklerinin neredeyse kehanete vardığı,

   sabaha yakın saatlerdi, bir kartal görüyordum düşümde…”

Araf IX (13)

   “Rüzgârsız günlerde dağlarda lapa lapa yağan kar gibi, ateş taneleri

düşüyordu kumların üzerine.

    Hani Hindistan’ın sıcak bölgelerinde ordusunun üstüne yağan alevlerin sönmeden yere indiğini görünce,

    yalnız kalan kor daha çabuk söner diye, İskender toprağı çiğnetmeye karar vermişti ya askerlerine:…”

Cehennem XIV (28)

    “Nasıl iyi gitarcı, gitarın tellerini

iyi şarkıcının sesine ayarlar da,

şarkının verdiği keyfi çoğaltırsa,

    o konuşurken, iki kutlu ışığın da

açılıp kapanan gözler gibi

sözcüklere uydurup alevlerini

titreştiklerini anımsıyorum.”

Cennet X (142)

   Bu alındılar yaz yaz bitmeyeceği gibi arada bir bize de laf yetiştirir Dante,

   “Ey okur, konuyu ne denli yükselttiğimi

görüyorsun, şaşırma öyleyse, görünce

biçemimin de yükseldiğini.”

   “İlahi Komedya çevirisinin güçlüğü İtalyancada sözcüklerin

“ünlülerle” bitmesinden yararlanan Dante’nin 14 233 dizelik

yapıtın tümünde kullandığı, terza rima adını verdiği uyak

düzeniydi. Başka bir dile aktarılması olanaksız bu düzenin

getirdiği zorluğu aşmanın tek yolu, Fransızca, İngilizce çevirilerde de olduğu gibi, İlahi Komedya’yı serbest koşukla

çevirmekti.

Önemli bir zorluk da şiirde geçen yüzlerce kişi, yer, olay

adının, ayrıca kutsal metinlere, mitolojiye, tarihe yapılan

göndermelerin açıklanmasıydı.”

Önsöz 26–27, Rekin Teksoy

    Biçimde değişiklikler ve metaforlar, semboller, imgeler; gölgenin zamanı, kütlenin mekanı belirleyici gerçeklik olarak kullanılması.

    “Daha tatlı sözlerin yakışmadığı

bu ağız: “Raphael may amech zabi almi” diye bağırmaya başlamıştı.”

(Raphael may amech zabi almi-

anlamsız sözcükler; Nemrud’un ağzından çıkan, Arapça ve Yahudiceyi çağrıştıran bu anlamsız sözcüklerle Dante, Babil’deki dil karmaşasını vurguluyor.)

    Görünüşüyle de hile ve dalavere simgesi Geryon,

    “O iğrenç dalavereci yanımıza geldi, başıyla gövdesini gösterdi,

ama kuyruğunu kıyıya çekmedi.

   Yüzü dürüst insan yüzü gibiydi,

yanıltıcı bir uysallık içindeydi,

yılan vücuduydu vücudun geri kalanı;

    koltuklarına dek kıllı iki pençesi vardı, sırtı, göğsü, iki yanı

renkli yumrularla, halkalarla kaplıydı.

    Türkler de, Tatarlar da, renkleri daha canlı kumaşlar işleyip dokuyamazlardı,

Arakhne bile böyle kumaş yapamazdı.”

Cehennem XVII (7)

    İnsanlık tarihi Giritli ihtiyar

    “Dağın içinde dimdik durur bir yaşlı, Dimyat’a dönüktür sırtı,

Roma’ya bakar, aynaya bakar gibi.”

Cehennem XIV( 94)

    Kentuarlar ordusu, kar dibi düşen ateşler, alınlardan günahları silen melekler.

 Dante’ nin beni yine çok etkileyen yönü ve sonra başımı döndüren dizileriyle bitirmek isterim; sonsuz bilgi, zeka, biçem ve hayal gücünün içinde astroloji ve metafizik bilgisi.

    “Sevdayı körükleyen güzel gezegen gülümsetiyordu doğuyu bir baştan bir başa, kendine eşlik eden Balıkları gizlerken.

    Sağ yana dönüp de öbür kutba bakınca dört yıldız gördüm, kimse görmemişti

    bunları ilk insanlar dışında.”

Araf I (19)

(Güzel gezegen = Venüs; Venüs’ün

ışığı Balıklar takımyıldızının görülmesini engellemektedir.

Öbür kutup = güney kutbu

Dört yıldız = bu noktada Güneyhaçı takımyıldızı bulunmakla birlikte, Dante’nin bu yıldızları bilmesi söz

konusu değildir; yorumcuların çoğuna göre dört yıldız dört ana erdemi

(adalet, güçlülük, ılımlılık, sakınım)

simgeliyor.)

    “Meridyen dairesinin doruk noktası Kudüs’ün üstünü örttüğünde

ufka ulaşmıştı güneş de;

    karşı dairede yol alan geceyse

uzayınca elinden düşen Teraziyle birlikte Ganj’dan çıkmaktaydı,

    ve bulunduğum yerde

güzel Aurora’nın pembe beyaz yanakları turuncuya çalıyordu yaşı ilerledikçe.”

Araf II (1)

(Kudüs’ün üstünü örttüğünde =

Dante’nin coğrafya kavramında dört ana yön vardır: Kudüs (kuzey), Araf (güney), Ganj (doğu), Ebro (batı).

Kudüs’te akşam olurken, Araf’ta gün doğar; İspanya’da vakit öğle, Hindistan’da ise gece yarısıdır; dünyanın toprakları kuzey yarım kürededir, güney yarım kürede yalnızca Araf vardır.)

     Tabi hocam sorar neden bu dizeler diye. İlahi komedyanın bu dizeleri bana paralel evrenleri hatırlattı, anda kalıp tüm dünyaları aynı anda görmek, mikrodan makroya ve sonra makrodan mikroya sadece tek bir sonsuz ışık kaynağı olan yaratana dönüşle mühürlendi tüm evren cennette, ancak şimdiki bilgilerimizle görsel bir şölene dönüşen gezegenlerin rotalarında defalarca dönerken oluşturdukları devasa çiçeklerle.

    Ayı gezegenlerin insanları etkileme gücünden dolayı tutarsızlıklarla, Merkür’ü şan uğruna iyilik yapanlarla, Venüs’ü sevgi ve tanrı sevgisiyle, güneşi bilginlerin ruhlarına, Jüpiter’i inançlı ve dürüst ruhlarla, Satürn’ü sessizlik ve tevazuyla, Mars’ı inançları uğruna çarpışmış ruhlar,  savaşın yok ettiği ünlü ailelerle özleştirmek Dante’ye özgü ve hala bu enerjilerle dönen gezegenleri yüzlerce yıl öncesinden araftan saf enerjiye geçiş için basamak olarak kullanmak onun dehası.

    “(Dante) Cennet’te de inanç, umut, sevgi konusunda birer sınavdan geçer. Ama Cennet her şeyden önce ışıkla gökyüzünün şiiridir. Dante, günümüzde ancak uzay adamlarının tanık olabildikleri

bir ortamı, gezegenleri, kayan yıldızları, ebemkuşakları, çakan

şimşekleri, gözleri körelten ışığı ile senfonik bir şiire dönüştürür. Gezinin sonu yaklaştıkça, sözcükler de bellek de

görülenleri aktarmaya yetmez olur”

Önsöz, Rekin Teksoy

    “Gözlerimi yedi yuvarın yedisine

çevirdim (gezegenler), öyle küçüktü ki biri,

kendisine güldürdü beni;

    hak verdim onu küçümseyenlere; gerçekten de bilge demeli düşüncelerini başka yere çevirenlere.”

Cennet XXII (133)

   O Beatrice ile birlikte empyrean katında kutsal gülün yaprakları içinde ilahiler söylerken bize yine de birçok soru bıraktı.

Saf sevgi kötülüğü bilmeli mi? içinde kötülük bilinci olan saf sevgi olabilir mi? Peki biz bedenlenmiş ruhlar kötülüğü bilmeden ve kötü olmadan bu dünyada yaşayabilir miyiz? Cehennemde kötülere ceza veren ve kötünün kötüsü olmak zorunda olan iblisler cehennemin neresinde yer alır (sanırım bu soru bana ait değildi) * Lucifer’ı cezalandırmak cüretini göstermişlerken?

    İlahi Komedya’yı okumayı önerir miyim?

    Bu soruyu ben değil Dante cevaplasın,

    “kuşkusuz, pruvamın yardığı denizler küçük bir tekneye ya da sıkıntıya gelmeyen

bir gemiciye uygun değildir.”

Cennet XXIII ( 67)

    Koca bir evren, koca bir yaşanmamışlık, koca bir gelecek ve cevap zerre kadar, zerre için titreyen ruhlarda.

    Teşekkürler Dante, evrene şiirini yazıp bize, ancak cehenneme katlanan bize ebem kuşağından dünyayı gösterdiğin için.

    Biz oradaydık, güneşten gelen ışınlar yağmur damlalarında kırıldığında.

Şaheser Yılmaz