Peru kökenli Meksikalı yazar Mario Bellatin (1960-    ), 2009 yılında yayımlanan şaşırtıcı romanı ‘Güzellik Salonu’nda güzel(leşen) kadınların mekanı olan bir salonu, ölmek üzere olan ve vücutları irin akıtan yaralarla kaplanmış yarı-ölü erkeklerle dolduruyor. Bellatin’in, yalın ve sıradan kelimeleri, süssüz cümleleri ile okur üzerinde yaratabildiği şaşırtıcı etki ile geçtiğimiz aylarda ‘Flores Geceleri’ adlı kitabı üzerinde yazdığım Arjantinli yazar Cesar Aira’nın ‘Nasıl Rahibe Oldum?’ romanını okurken de karşılaşmıştım.

Bellatin metinlerinde(1) zamanı sanki dikkate almıyor ya da eğip büküyor. Olay örgüsü doğrusal ilerlemediği gibi geriye dönüşler de anlatıcı tarafından alışılmadık bir şekilde ortaya atılıveriyor. Belki de roman boyunca ilerleteceği bir olayın nasıl sonuçlanacağı daha en başında ve neredeyse öylesine söylenmiş gibi görünen bir cümleyle okuyucunun kucağına bırakıveriyor Bellatin’in anlatıcısı. Anlatı da kahramanlar da zamanın içerisinde salınıyorlar sanki; hem de sadece ileri-geri bir hareketle değil.

Bellatin’in anlatıcılarının (ve kahramanlarının) tutarsızlığından da bahsetmem lazım. Cinsiyetleri, yaşları, aile ilişkileri, geçmişleri, işleri hep kafa karıştırıyor. 1817 yılında İngiliz şair Samuel Taylor Coleridge’in tanımladığı “willing suspension of disbelief/inançsızlığın gönüllü askıya alınması”(2) prensibinde her zaman gönüllü olmayan bir okur olarak Bellatin’in zamanın içerisinde salınan bu tutarsızlıklarının neden beni rahatsız etmediği üzerinde düşündüm. Bellatin anlatılarının yine alışılmadık bir başka unsuru, ‘biçim’ bunda etkili olmuş olabilir. Örneğin ‘Büyük Cam’ın ilk bölümü 1’den 363’e kadar numaralandırılmış cümlelerden oluşuyor. Altmış dokuz sayfalık ‘Kahraman Köpekler’ ve yetmiş iki sayfalık ‘Güzellik Salonu’ romanlarında tek cümlelik ya da tek paragraflık pek çok sayfa var. Aslında Bellatin yeni bir paragrafa geçer gibi yeni bir sayfaya geçiyor. Her yeni sayfada yeni bir sahne, yeni bir zaman ve çoğu kez “bugün de hava biraz sıkıcı” der gibi laf arasında verilen yeni ve şaşırtıcı bir bilgi bekliyor okuru. Büyülü gerçekliğin güncel bir sürümü gibi; gerçek üstü ögeler yok anlatıda ama her şey gerçeğin o kadar en ucunda, o kadar tuhaf ki, ‘tutarlılık’ benim gibi takıntılı bir okurun bile aklına gelmiyor. Şaşırtıcı ve heyecanlı kısa bir okuma deneyimi yine aynı şaşkınlıkla son buluyor.

Bellatin, kitaplarının en başına yerleştirdiği bazen alıntı, bazen belki önsöz ya da sunuş diyebileceğimiz cümleler ile okuru yönlendirmeye mi çalışıyor bilmiyorum ama benim kafamı daha da karıştırdığını söyleyebilirim. ‘Kahraman Köpekler’ deki cümlesine istinaden romanda Latin Amerika’nın geleceğini çok aradım hala da arıyorum.

“Latin Amerika’nın geleceği hakkında hareketsiz bir adamın ve otuz Belçika Malinois köpeğinin gözünden…”

‘Güzellik Salonu’, Japonya’nın ilk Nobel ödüllü roman yazarından bir alıntı ile başlıyor.

“Her türlü insanlık dışı davranış zamanla insana dönüşür. -Kavabata Yasunari”

Alt başlığında otobiyografi olarak tanımlanan ‘Büyük Cam’ın başlangıç cümlesi belki bize tanıdık ama metinden -görebildiğim kadarıyla- o kadar başka ki.

“… Sufi Nizameddin Evliya’nın mezarı civarında.”

İnsan bedeni, özellikle de eksik, kusur ve tuhaflıklarıyla Bellatin’in metinlerinde başrolde. ‘Kahraman Köpekler’de, Bellatin’in sözcükleriyle; “hareketsiz bir adam olmasının yanı sıra -başka bir deyişle hareket etmesi engellenmiş bir adam-“ olarak tanımlanan ana karakter, yaşamını yatağının içinde geçiren bakıma muhtaç bir adamdır. ‘Güzellik Salonu’ ise eziyetli bir ölüme adım adım yaklaşan, bedenleri yaralarla kaplanmış hastalarla doludur. Önce ‘Güzellik’ sonra ‘Ölüm’ Salonu olan mekanı işleten ve romanın anlatıcısı olan ana karakter de bir süre sonra hastalardan biri olur. Behçet Çelik’in “Kitabın kapağındaki “Üç Otobiyografi” alt başlığını görmemiş olsak –böylece yazarla aramızdaki gizli sözleşmenin maddelerinden birinde Bellatin’in hayat hikâyesini ya da hayat hikâyesinden bazı parçaları okuyacağımıza dair bir önkabul oluşmamış olsa– pekâlâ “öykü” olduklarını düşünebiliriz.” (3) dediği ‘Büyük Cam’daki ilk otobiyografi, tuhaf üreme organları annesi tarafından sergilenen bir çocuğun hikayesini anlatır.  

Ve Marco Bellatin de doğuştan büyük bir kısmı olmayan sağ koluyla, en gerçek haliyle karşımızda.

Peru’da teoloji, Küba’da senaryo yazarlığı eğitimi almış olan Bellatin’in kısa romanlarının, olağan görünümlü cümlelerinin ardında neler olabileceğine dair epey kafa yordum. ‘Kahraman Köpekler’deki otuz adet Belçika Malinois çoban köpeği, boş plastik torbaların sınıflandırılması işiyle uğraşan anne ve kız kardeş, ‘Güzellik Salonu’ndaki akvaryumlar, cinsleri ve adetleri sürekli değişen balıklar, geceleri pırıltılı kadın kıyafetleri ile sokaklarda yaşayan erkekler, ‘Büyük Cam’daki kadınlar hamamı beni okur olarak bir yerlere götürdüyse de bu yazıda ifade edebileceğim netlikte değil. Mario Bellatin’in deneysel edebiyat olarak nitelendirilen kitapları benim için hala heyecanla okumaya ve üzerinde düşünmeye devam edeceğim metinler. Zaten bence Bellatin’i belli belirsiz bir rahatsızlık hissetmeden ve sürekli okurun önüne çıkardığı labirentlerde yolunu bulmaya çalışmadan, başka bir deyişle ‘düşünmeden’ okumak mümkün değil. Okuru bu kadar yorarken metinden uzaklaştırmayan hatta defalarca geri döndüren yazarın yeteneğinin de altını çizerek 2020’deki son Kitaplık yazımı bitireyim.

Mutlu Yıllar!

Kırmızı Başlıklı Corona

(1) Mario Bellatin’in Güzellik Salonu, Kahraman Köpekler ve Büyük Cam kitaplarını dikkate alarak bu yorumu yapıyorum.

(2) İnançsızlığın gönüllü askıya alınması: Okurun, kurmaca bir metni okurken metinde geçen tüm unsurlara anlatı metninin gerçekliği içerisinde bakması, bilinen gerçeklik çerçevesinde sorgulamaması, inançsızlığını askıya alması.

(3) Behçet Çelik, ‘Mario Bellatin’in otobiyografileri: Kurgu mu, gerçek mi?’ T24.com.tr/K24, 08.06.2017, web:17.12.2020