Yeni bir yıla giriyorsunuz, kişisel hareket heyecan gerek. Afrodit olduğunuzu varsayın, binbir türlü yaşamın yüzyıllardır birbirine eklene söküle süregeldiği bir yer gerek size. Şanınıza uyan. Seçeceğiniz dünya gezegeninin zihninin emeğinin teknolojisinin pırıltılı ışıltılı her güzelliğini ganimete dönüştüreceğiniz ve bunu kocaman yansımalarla insanları küçük büyük ekranlarından anında öğreneceği bir yer olmalı, ününüzü pekiştirecek. Akşam bu hayallerle yatağa girdiğinizde içiniz ertesi günün heyecanı ile kıpır kıpır. Heyecanınızın artması için herkesin bildiği ama sizin uzun zamandır bulunmadığınız bir yer seçmelisiniz. Kimbilir neler olacak, azıcık gizem de katılmalı mutlaka. Size sizin kadar bilinmeyen, gölgesinde kalmayacağınız ama gene de herkesin adını bildiği, yaşam sevincini pekiştirecek biri eşlik etmeli. İris olabilir, konuştunuz tamam dedi. Hermes’e sordunuz gezi noktalarını. Sayıyor: Atlas Pasajı, Çiçek Pasajı, Halep Pasajı, Hazzo Pulo Pasajı, Aznavur Pasajı, El Hamra Pasajı, Avrupa Pasajı, Markiz Pasajı, Terkos Pasajı, Suriye Pasajı. Bizim çocuklar Deimos ile Phobos’un yanımdan ayrılmadıklarını aklından çıkarma diyor size. Siz de çıkarmam ama onlar da var oluşları gereği olur olmadık yere dehşet, panik, korku çıkarmasınlar lütfen diye tembihliyorsunuz Ares’i.
Taksim’den İstiklal’e girerken ilk durağınız İstiklal Mall. Tarihi Saray Sineması’nın bulunduğu yere 2006 yılında Demirören Holding tarafından yapılmış, 2023 Mart’ında ödenmemiş borçlar nedeniyle Denizbank A.Ş.’ye devredilmiş, ganimetleri kimde acaba. Son haftalarda cam ekranlarda sıkça karşınıza çıkan ünlü futbol kişilerini saadet zinciriyle donatan şube müdiresi bu bankada değil miydi? Ortalığı boş bırakmamak gerek. Eskiden sinema olan halini hatırlıyorsunuz. Localardaki görkemli fotoğraflarınız o dönemin ünlü mecmualarında kaldı, şimdi nasıl acaba? Adımınızı basamaktan yukarıya özenle atarken, oldukça küçük olan bu amorf yapının girişine konulmuş noel ağacının süslemesi çam kozalağı tak diye başınıza düşmez mi? Sizin kim olduğunuzu bilmiyor tabii kapıdaki güvenlik görevlisi. Yanınıza yaklaşıp yaralanmadınız değil mi diye yarım ağız sorarken gözü elindeki cep telefonunun ekranında. İris araya girip bu nasıl bir noel ağacı süslemesi, daha ilk adımda kozalak başına düştü tanrıçanın diye azarlıyor görevliyi. Tanrıça sözünü duyunca görevlinin ağzının kenarı aşağıya doğru kıvrılıp ne tanrıçası diye yalancı bir merakla gözlerini açarak bakıyor Afrodit’e. Ne tanrıçası olacak cahil, okyanus köpüğünden doğmuş güzeller güzeli Afrodit o. Tam o esnada az önce yaşadıklarının, görüntülerinin anında ekranda yer almasına şaşırarak kekeliyor görevli: Efendim özür dileriz, çok çok özür dileriz efendim. Sizi bu taraftan alalım lütfen, size ne ikram edelim diyen AVM sorumlusunun eşliğinde rahat koltukların, kristal avizelerin yer aldığı bir salona buyur ediliyorsunuz. Ne başlangıç ama diye düşünürken dünya markalarının en popüler örneklerini sergileyen mankenlere bakarak yudumluyorsunuz filtre kahvenizi. Az sayıda beğendiklerinizi İris’inkilerle aynı anda kabinlere girip deniyorsunuz. Sadece ikişer tane alıyorsunuz İris de siz de. Ama aklınızda kızınız Harmonia’ya düğününde taktığınız gerdanlık gibi eşsiz bir takı bulmak olunca oradan ayrılıp hızlıca birkaç yere daha girip çıkıyorsunuz. Hayır, bunların hepsinde birbirinin nerdeyse aynı sıradan şeyler var. Bu Pasaj bozması AVM’ler can sıkıcı olmaya başladı.
Aaa o ne! Üzerinde Üç Denizin Ülkesi yazılı bir sergi vitrini dikkatinizi çekiyor; Salt Beyoğlu vitriniymiş. Oldukça farklı bir tasarım, yakından görmek istiyorsunuz. Handan Börütecene’nin sergisiymiş. İçinizde bu sergi ilginç olabilir duygusuyla gezmeye karar verip binadan içeri giriyorsunuz. Üç katlı ve her katta aynı sanatçının işlerinin yer aldığı sergi salonları var. Girişte kocaman heykeller de var, tuhaf objeler de.

Girişteki sütunların dizilimiyle İstiklal Caddesi’nin devamı gibi algılanan forum bölümündeki Antik Yunan lirik şairi Sappho’nun kayıp sözleriyle karşılaşıp şaşırıyorsunuz.
Aklınıza Sappho’nun size yüzyıllar önce yazdıkları geliyor:
“Ey tahtı ışıl ışıl Aphrodite, Ulu Zeus’un düzenci kızı, yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!
Yardımıma gel gene, hani eskiden sesimi duyunca nasıl, çıkıp babanın sarayından kanat çırpan kuşların çektiği yaldızlı arabana biner; yeryüzüne inerdin bulutsuz mavilikten ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın,
‘Gene nen var?’ derdin, ‘nedir gene/deli gönlünü çelen?
Tılsımımla kimi/baştan çıkarıp yollamam gerekiyor koynuna?”
Aklınızda Sapho’nun dizleriyle yürümeye sergiyi gezmeye devam ediyorsunuz.
O sırada sergiyi gezen kalabalık bir grupla karşılaşıyorsunuz. Sinemanın bulunduğu salonun, perdenin hemen karşısında yer alan uzun sıralarına yorgun bir halde oturmuşlar, fotoğraf çektiriyorlar.

Güvenlikçi merdivenden inmekte olan ve asansöre yönelen kişilerin film gösterimi ve sergi ile ilgili sorularına cevap veriyor. Az önce danışmadaki notta okumuştunuz, o gün film gösterimi olmadığını biliyorsunuz siz. Grup oldukça kalabalık, farklı katlara dağılmışlar. Sırada oturanlar, ayaktakiler kendi aralarında konuşup, tartışıyorlar. Adınızın geçtiğini duyunca hemen görünmez pelerininizi kuşanıp aralarına giriyorsunuz. Diğer tanrı ve tanrıçalardan Homeros’un İlyada’sındaki kahramanlardan, bölümlerden konuşuyorlar hararetle. Bu kadar rastlantı da olmaz ama diyorsunuz, nasıl bir grup ki bunlar hem Homeros’un İlyada’sını biliyorlar, hem de sizinle aynı anda ve aynı yerde, İstiklal’de, bir sergi mekanında yollarınız kesişebiliyor. Hiç bilmediğiniz, aklınızdan geçmeyen bu karşılaşma heyecanlandırıyor sizi. Kim olduklarını içlerinden birine sorup öğrenmek için sabırsızlanıyorsunuz. Sıranın başında oturanları gözünüze kestirip yaklaşıyorsunuz, siz kimsiniz, grubunuz kalabalık ve içinizde görünüşü gayet farklı kişiler de var diye konuşacakken görünmez pelerininiz aklınıza geliyor. Tam o sırada İris yanınıza geliyor, onun görünüşü sıradan, o sorup öğrenebilir. Aklınızdakileri İris’e söylüyor ve grup hakkında bilgi edinip size anlatmasını bekliyorsunuz. İris gruptaki farklı kişilerle konuştuktan sonra gelip anlatıyor. Bu grup edebiyat ile ilgilenen bir grupmuş. İsmi NEYYA Edebiyat Atölyesi imiş; 2011’den beri edebiyata gönül verenler birlikte en güzelini yapma gayreti içinde Koşuyolu’ndaki Mahalle Evinde en az haftada bir kez buluşuyorlarmış. Pazartesi günleri saat 14.00 de buluştukları için üç yıldan bu yana çıkardıkları e-derginin adını da Pazartesi14 koymuşlar. Bugün için sabah saat 11.00’de Tünel’de buluşup İstiklal’deki Botter Apartmanı, Hidivyal Palas’ta Aras kitabevi, Aynalı Geçit’te Bilge Karasu Sergisi ve Sanat Kritik Kitabevi, eski Krepen Pasajı yeni Aslıhan’daki Sahaf Çarşısı, Mısır Apartmanı, Mehmet Akif Müzesi’ni gezecekleri bir program yapmışlar. Salt Beyoğlu da bu programın bir parçasıymış. Buraya gelmeden Robinson Kitabevi’ndelermiş, buradan çıkınca Minoa Kitabevi’nde programlarını tamamlayacaklarmış, Hmm diyorsunuz, bunlar edebiyat gezginleri demek, ne kadar da hareketliler. Bir güne böyle zengin bir program sıkıştırmak maharet ister, ama bir o kadar da yorucu olmalı.
Sizin programınız da hiç fena sayılmaz. Harmonia’nın düğününde taktığınız gerdanlığın benzerini bulmak için fazla zamanınız yok. Kendi programınıza bakmalısınız. Sergiyi gezmeye devam ederken sanatçı Handan Börüteçene’nin şu cümleleriyle Sapho’ya geri dönüyorsunuz.
“Hayatta olmasa da basbayağı hayatta aslında benim için Sappho. Kendisini ziyaret ederim, bazen de o beni davet eder” diyor sanatçı.
“Sappho’nun kayıp şiirleri bulundu. Ama şunu fark ettim ki eski şiirlerinde de kayıp kelimeler, hatta dizeleri varmış. Ve çevirmenler kendi dillerinde o dizeleri bir şekilde tamamlamış.
“Acaba Sappho olsa ne derdi diye düşündüm ve kayıp sözlerini cam kürelerle tamamlamaya karar verdim.”
Bu cümleleri okuyup Lemnos Adasını da çok sevdiğini öğrendiğinizde, size yeterince tapınmayan adadaki kadınları, kocanız topal Hephaistos’u hatırlıyorsunuz ve kontrol edemediğiniz bir öfke dalgası boynunuza kadar yükseliyor.
Yutkunup bu ilginç sergiyi gezmeye devam ediyorsunuz. Sütunlar üzerinde altın varakla kitap formunda işlenmiş yan yana iki farklı işini görünce sanatçının, tamam işte bunlar diyorsunuz. Birinin üzerinde üçgen ayna var, diğerine sanatçının adı kazınmış. Harmonia’nın gerdanlığından vazgeçiyorsunuz. Eskiden bunlar size bir bakışınızla ganimet olarak gelirdi. Şimdi öyle mi ya! Neyse artık parasını verip alacaksınız mecburen. Bunların satılık olmadığını biliyorsunuz ama sanatçının ajansına uygun bir teklifle sizin için yenilerini yapabilir. Tabii kitabın üzerinde APH_RO_DİTHe yazılacak. Aslında bu ince güzel sanatçı işleri topal kocanız Hephaistos tarafından yapılır ya, hatta çok daha güzelleri.

Onun yapmasını istemek içinizden gelmiyor. Zaten neredeyse tüm dünyanın gözü üzerinizdeyken onlara Hephaistos’u hatırlatmanın alemi yok. Sanatçı ile bağlantı kurmanın yollarını aramalısınız. Ares’in girişimleri sonuç vermiyor. Onu buraya getirmenin iki yolu var. Deimos ile Phobos ortalığı birbirine katarlar, kentin tüm insanlarını ekrandan gören yanındakine söyler, o diğerine, ” İstiklal’de yağma var.” Dalga dalga yayılır, mahşeri kalabalık serginin önüne çekilir ve sanatçının gelmesini yoksa sergiyi yağmalayacaklarını fısıldarlar. Fısıltılar uğultulara döner, gök gürültüsünü andırır bir ses bulutu kaplar İstiklal’in üstünü. Sanatçı gelir, seninle konuşur. İnsanlar bu konuşmaları ve görüntüleri büyülenmiş gibi izlerler.
İkinci yol ise ortak noktanız şair Saphho’ nun size yazdığı şiiri Eros’un görünmez okuyla sanatçının kalbine saplamanız. Bu arada Saphho’nun görüntülerini getirmelisiniz ve kendi sesinden bu şiiri mahşeri kalabalığın önünde sanatçıya okumasını sağlamalısınız. Sanatçı bu jestinizden çok etkilenir ve Saphho’nun hatırına sizle birlikte bir kahve içmeye razı olur. Hemen Markiz Pastanesinin eski görkemli mekanının görüntüleri gelir ve Markiz’de sanatçı ile Aprodite’nin kahve sohbeti anında kitlelere ulaşır. Sanatçı eserin, tanrıçanın adının kazılı olduğu kitabın replikasını yapmayı kabul eder. İzleyenlerden İstiklal’de bulunanlar bu olağan dışı “kesişme” görüntülerine tanıklık etmekten mest olmuş bir halde yeni yılın kendilerine çok farklı şeyler getireceğinin hayaline dalarlar. Olanları ekranlarından izleyenler de adeta oradaymışçasına mutlu mesut, dudaklarında kontrol edemedikleri gülümsemeyle hayal denizinde kulaç atarlar. Belki karşınıza çıkan edebiyat grubu da bu günü kaleme alır, yazıyla kalıcılaştırır.
İstiklaldeki bu kesişme tam bir kazan-kazan durumu! Olacak o kadar, siz bir tanrıçasınız. Hem de Troya efsanesinin zehirli savaş düğümlerini atan tanrıçası!
Işık Demirtaş

İstiklal gezimizden çok hoş bir mitolojik öykü çıkmış eline sağlık
Hayat kesişmeleri seviyor sanki.. Eline sağlık
Merhaba, Gelen postada ” bu yazının devamını oku” yu tıklayınca da Google’ dan Pazartesi14′ de girince de sayfa hata veriyor. ” İstiklalde Kesişmeler” yok. Neden acaba?
Android için Outlookhttps://aka.ms/AAb9ysg edinin ________________________________