Farkındalık kasvetli bir günün ardından dağılan bulutları andırır. Sevimli bakışıyla yaramaz bir çocuğu anımsatan güneşi, “vay hayta” diyerek selamlarız. Yaptığı yanına kâr kalmıştır kalmasına ama kendini unutturmak pek de arzu edilesi bir durum değil şüphesiz. Kimse yalnız olmak istemez, güneş bile…

Baby boomer’ kuşağı belki de dünyanın en şanslı neslidir. Balkan savaşları, dünyayı hallaç pamuğu gibi savuran dünya savaşları öylesine art arda gelmiştir ki, devletler vahşetin dayanılmaz hafifliğinde meydanı kaptırmazken, sessiz kuşak, narsisist liderlerin yarattığı üstün toplum olma hevesinin onları bir uçurumun dibine attığını geç de olsa fark eder.

İnsan olmak durup kendini sorgulayabilmektir, değilse zaten yolun sonu acıyla tecrübe edilir ki insan acıyla yaşayamaz. Mutlu olmak ister. Sessizce sineye çekilir acılar, geçmişe bir sünger çekilir ve beyaz bir sayfa açılır.

Tecrübelerden çıkarım yaparak yeni hatalara geçit vermemek işin gereğidir kesinlikle ama böyle olmaz, insana unutmak daha kolay gelir. Hem güneş doğmuştur, Persefoni yeraltından çıkmıştır. Azalan popülasyonu artırmak gibi gayet milli bir görev üstlenen ebeveynler tüketim ekonomisinin ilk verilerini üretmek için yarışırlar. Bu yarışa sanatçıların, devlet büyüklerinin dahil oldukları kampanyalarla destek verilir. İşte bu ortama gözlerini açan ‘Baby boomer’lar ebeveynleri tarafından çayıra salınıp, başlarına buldukları çiçekleri koparıp takar. Artık çiçek çocuklarıdır onlar. Toprak ana onları kayıracaktır. “Elini tutmak istiyorum,” der şarkılarında.

İş başvurusunda diploma, sertifika, kaç dil bildiği sorulmaz. Devlet dairesinde iş bulanlar hayatını garantilemiştir. Devlet baba lojman verir, ev sahibi olunur. Lise ya da ortaokul mezunu olmak kafidir. Tek maaşla ev geçindirmek hayli olasıdır. Gıdaları organiktir. Moderniteye seve seve ayak uydururlar. Gerek kültürel gerek ekonomik anlamda fırsatlar vardır. Ortam öyle boş ve uygundur ki biraz yeteneği, ileri görüşü veya hayat şansı olan herkes afaki bir çaba sarf etmeden bu uygun ortamda dünyaya birer kazık çakar. İş yapan kılıcı kuşanır. Yeni varlık sahipleri ortaya çıkar, ticaret toplumda büyük saygı görür. Kimi insanlar bunu kendi büyük becerisi algılar, üstün zekası ve iş beceriyle övünür dururlar. Onlar övündükçe toplum onları pohpohlamaya devam eder. Zaten eleştiriye açık olmadıkları için eleştirenleri yanlarından uzaklaştırmışlardır. Etraflarında paraları ve nüfuzları için gelen kalabalıklar oluştururlar. Çiçeklerin arasından narsisist ebeveynler yetişmiştir.

‘Psychology and Ageing’  adlı bir bilimsel yayında yayımlanan araştırma,  kuşaklar arası bir karşılaştırma yapmış ve ‘Baby boomer’ların narsisizme yatkınlığının altını çizmiştir.

Narsisist ebeveyn vurgulu filmler arasında ‘Mommie Dearest’ filmini en üst rafa koyarım. Aynı adlı romandan sinemaya uyarlanmış filmin popülaritesi ise ebeveynin ünlü ve ödüllü bir Hollywood yıldızı olmasından kaynaklanıyor. Yazar ise evlat edindiği kızı. Sahneler abartılı bulunmuş, oyuncuları hüsrana uğramış, toplum bir anlamda inanmayarak mağduru cezalandırmış, bendeki uyandırdığı izlenim bu.

Narsisizm kendi başına bir abartı değilse nedir?

Her insan biraz narsisisttir. Diğer insanlar tarafından sevilmek, beğenilmek, övülmek ister. Kişi eleştirileri bir önem süzgecinden geçirip, özgüvenine olumsuz etkileri kendinden uzaklaştırır. Bu kabul edilebilir. Ancak patolojik olan bireyler özgüven patlaması sergilerken, gerçekte yaşadığı derin aşağılık kompleksinin yarattığı olumsuz duyguları çevresindekilere yansıtarak bir çeşit rahatlama ve haz duyarlar. Verdikleri tahribattan zerre gocunmazlar, zira dünyada kendilerinden başkasının önemi yoktur. Eğer ki koşullar bu duyguları beslerse, parasal güç, mevki gibi, narsisizm tüm benliklerine el koyar. Hem saldırırlar, hem hikayeler uydurup suçu başkasına atarlar ve kendilerini daima haklı çıkarırlar. Bunların ardındaki gerçek ise kurak özgüvenlerinin bir yudum övgüye muhtaç olmasıdır.

Filmdeki narsisist anne çocuklarına fiziksel ve sözel bir tutum içindedir. Onlardan kendisine ‘‘sevgili anneciğim” diye hitap etmelerini şart koşar. Kızının ayna karşısında kendi repliklerini ustaca tekrar etmesine tahammül edemez, onu çirkin ve gülünç hale düşürmek için saçlarını keser.  

Ödül gecesinde çocuklar iki büklüm haberleri dinler. Anneleri ödül almazsa başlarına gelecek türlü ortaçağ işkencesini günah keçisi gibi kabullenmek durumundadırlar.

Tek bir başarılı olan, tek bir yetenekli ve değerli olan vardır; o da annedir.

Aslında narsisist bireyler toplum tarafından kabul edilmek arzusuyla ebeveynlik kulvarına girerler. Sonra da bunun avantajlarını kullanır. Filmdeki gibi kameralar önünde ve özellikle görünmeye çalışıp, bunu başardığından emin olancaya kadar dünyanın en şefkatli, en fedakâr ebeveyn rolünü oynarlar. Ve ne yazık ki çocukları bu sevgiyi hak edemeyecek kadar zavallı, işe yaramaz ve değersiz solucanlardır.

Ebeveynliği çayırdan sokaklara teslim eder ‘Baby boomer’lar. Gelişen dünya, 3. sanayi devrimini yaşarken bilişim teknolojileri sesini duyurmaya başlamıştır. Sokak oyunları çayırdan daha entelektüel bir kuşak yaratmıştır bir anlamda. ‘X’ kuşağı başına gelenlerin farkındadır. Nietzsche yaklaşımıyla “beni öldürmeyen acı güçlendirir,” der. Kendileri daha iyi bir ebeveyn olmak için çırpınır, çocuklarına kol kanat gerer. Haliyle onlar da abartır.

İş kendi ebeveynliklerine gelince ne çayır kalmıştır ne de sokak. Böylece ‘Y’ kuşağı kendini güvenlikli siteler, parklar, kapalı mekanlarda, sınırları belirli alanlarda bulurlar.

Yaş günleri özenle kutlanır. Bunun için eğlence merkezleri, ev partileri seçilir. Ebeveynlerinin gerçekleştiremedikleri ya da başaramadıkları hayalleri üzerinden bir hayat çizilir çocuklara. Bir üstünlük atfetme çabasına girilir. ‘Y’ kuşağının bir dediğini iki etmeyen ebeveynlerine verdikleri mesaj “hemen şimdi istiyorum” olur. Akıllı telefonlar avuçlarında doğmamışlardır ama hızlıca adapte olmuşlardır. Bir yandan teknolojiyle sıkı fıkı olurken diğer yandan çıtası hayli yüksek bir rekabetin içinde bulurlar kendilerini.

Sürekli geri bildirim, onay ve övgü isterler. İş hayatında arkadaşlarını eğitim ve sosyolojik olarak ayırıma tutarlar. Bu özellikleri ile narsisizme göz kırpsalar da bunun iş hayatına olumlu etkileri olduğu da düşünülebilir. Sonuçta rekabetin yelkenleri foradır ve mesele rüzgarı arkasına alabilmektir. Tabi bir anlamda ters esen rüzgar ihtimaline karşı dirençleri düşüktür. Yine de özgüvenleri yüksektir. Üstün olmak isterler, bunu başaracaklarına inanırlar.

ABD 2016 seçimlerinde Trump’ı destekleyen bir gencin “Ben neden eşit olmak isteyeyim ki?” dediğini hatırlıyorum.

Ardından gelen ‘Z’ kuşağı ne güneşe ne sokağa ama ekrana doğmuştur diyebiliriz. Kapalı ortamlara gerek kalmamıştır, zira her ortamda elinin altında bir akıllı telefon vardır. Kimlik bilgisi gibidir tabletler, telefonlar. Kimseye ihtiyaç duymazlar. Dünyanın her yerinde sanal olarak gezinebilirler. Teknolojiyle sarmaş dolaş yaşarlar. İyi bir sosyal medya kullanıcısıdırlar. Öz çekim ile kendilerini rahatça tanıtırlar. İnternet üzerinden ilişkiler kurarlar. Çoğunlukla kendilerini çekici, sosyal ve kimi zaman sahip olmadıkları şeylere sahipmiş gibi gösterirler. Dış görünüşleri çok önemlidir. Sosyal medya takipçilerinin çokluğuyla övünürler. Kendilerine hayranlık duyulmasını isterler, bunun için akıllarına geleni yapmakta cesurdurlar. Övgüler beğeniler almak vazgeçilmezleridir. Bedenlerini, yaşamlarını rahatlıkla teşhir ederler. Popüler olmak ve yaşamlarını popüler kültüre göre düzenlemek isterler. Fenomen olmak ideal bir meslek olabilir.

Narsisizm kendine yeni bir platform yaratmıştır. Sosyal medya benliği merkeze alırken narsisizm faktörlerine paralel hareket eder. Beğeni almak için yapılan paylaşımlar, bu anlamda verilen çabalar, kimi zaman kurgusal ve aslını yansıtmayan öğeler taşısa da onaylanma isteği en hızlı geri dönüşlerle kendini gerçekleştirme fırsatı bulur.

Elazığ’da ortaokul öğrencileri üzerinden yapılan bir anket çalışmasında katılımcılara narsisistik kişilerin ayırt edici özelliği kapsamında: üstünlük, tüm güçlülük, teşhircilik, onaylanma ve liderlik hakkındaki görüşleri katılmak ve katılmamak seçenekleri arasında  alınmış ve bir sonuca varılmıştır. Teşhircilik, onaylanma ve liderlik konusunda yanıtlar olumludur. (ASEAD dergisi cilt 6, sayı 6)

Bunu daha kapsamlı çalışmalar izler. Okullar arası narsisizm ölçütleri araştırılır. Bir fark görülmez. Sosyal medya araçları arasından yapılan bir diğer araştırmada özellikle Facebook ve X kullanıcılarının narsisizme yatkın olduğu sonucuna varılır.  Bu bireyler sosyal medyada uzun süreler geçiriyor, durumunu sürekli değiştiriyor, paylaşımlar yapıyordur. Sosyal medyanın narsisizmi pozitif yönde etkilediği şüphe götürmez.

Öz çekimin narsisizm ile bağı “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?” önermesiyle bir tutulabilir.

Kuşaklar teknolojiye ve bilişime odaklı gelişirken, narsisizmin ivmesinin yükselerek devam edeceğini düşünüyorum. Narsisizm kendine her daim uygun ortam bulacaktır. Abartılı kendini sevme ve üstün görme durumu ve altında yatan yetersizlik kompleksi kendi güneşini fark edip, hatalarıyla yüzleşmedikçe, insanın yakasını bırakmayacaktır.

Bilelim ki popülasyon arttıkça kabul görmek yerine gittikçe içinden çıkılmaz bir uçurumun dibini boylamaktayız.

ALEV RAMİZ’in tüm yazılarına ulaşmak için tıklayınız:

https://pazartesi14.com/category/yazarlar/alev-ramiz/